Esra

Esra
@hesrac
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık 3/4
10 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Feminist Teori
Puan vermedi·406 syf.··
2025 24. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2025 21:04
Bu kitapta Varoluşçuluk bölümünden yaklaşık 20 sayfa ve kitabın sonunda yer alan Postyapısalcılık kısmını atlayarak okudum. Çünkü anlamakta zorlandım. Bu nedenle farklı bir şekilde öğrenmeye çalıştım. Yazar, yeri geldikçe Marksizm’i, Freud’u, varoluşçu felsefeyi açıklamış ve ardından bunların feminizmle ilişkilerine değinmiş. Kısaca özetlemek gerekirse: Liberal feminizm, 17. ve 18. yüzyıldaki Aydınlanma Çağı’na denk gelir. Rasyonalizme büyük önem verir. Bu dönemde akıl çok değerli görülmüş ve akıl genellikle erkekle özdeşleştirilmiştir. Akıl dışı olan her şey değersiz sayıldığından, kadın, doğa akıl dışı bir varlık olarak düşünülmüştür. Ancak feminist eleştiri, kadınların akıldan yoksun görülmesinin esas nedeninin eğitimsizlik ve eleştirel düşünmenin kadınlara öğretilmemesi olduğunu savunur. Bu dönemde seçme hakkı ve eğitim hakkı gibi konular gündeme gelmiştir. Her bireyin doğuştan doğal haklara sahip olduğu düşüncesi, Amerikan Bildirgesi’nde de vurgulanmıştır. 19. yüzyılın kültürel feminizminde ise kadının “öz”ünden bahsedilir. Kadına özgü bir yaklaşım vardır: kadın duygusal, barışçıl, çevreci ve düşünsel bir varlıktır. Kadınların kendilerini fark etmeleri gerektiği, erkek gibi olma arzusundan vazgeçmeleri gerektiği savunulur. Dine ve özellikle Hristiyanlığa eleştiriler yöneltilir. Sosyal Darwinizm’den etkilenilmiştir. Kadının toplumsal emekle ilişkisi kurulur ve evlilik, "ekonomik fahişelik" olarak yorumlanır. Bu nedenle ev işi meslekleştirilmeli; çocuk bakımı kolektif bir yapıya kavuşturulmalıdır. Marksist/Sosyalist feminizm, Marx’ın kuramından etkilenmiştir. İlk sınıf ilişkisi tek eşli evlilikle başlar; erkek, kadına bu yolla baskı kurar. Kadın, özel mülkiyete dayalı ataerkil aile yapısında ezilir. Kadının ev içindeki emeği ücretli olmadığı için değersiz
Kadın
Feminist TeoriJosephine Donovan · İletişim Yayıncılık · 2015292 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cinsel Terapi ve Erkekleri Anlamak
Puan vermedi·304 syf.··
2025 4. kitabı
Cinsel terapide uzmanlaşan ve kadın danışanlara yardımcı olacağını düşünürken tam tersine bir sürü erkek danışana yardımcı olan bir kadın terapistin danışanlarından öğrendiklerini anlattığı vaka örnekleri ve yazarın kişisel görüşlerini içeren, dili akıcı, sade bir kitap. İsmi nedeniyle kütüphaneden alırken bile yargılandığımı hissettim ancak önyargısızca bence okunması katkı sağlayacak cinsellikle ilgili önyargıları kırabilecek bir kitap. Yazarın kendi aşk hayatından bahsetmesi akıcılık katsa da saçmaydı ve bazı yerlerde bakış açısını fazla romantik buldum. Terapistin danışana ilgi duymasını eleştirenler olmuş ancak asıl ilgi duyduğunda değil (danışman olabildiğince objektif olmaya çalıştığı sürece) bunu fark edip yönlendirme yapmasaydı problem olurdu. Danışmada buna aktarım denir. Yani danışanın ya da danışmanın karşısındakine günlük hayatta karşılaşmış olsalardı tepki vereceği şekilde tepki vermesidir. İnsanın derinliklerine inilen bir ortamda makine olunmadığı için nadir de olsa böyle durumlara düşülebiliyor. Danışman danışana aktarım yapıyorsa ya süpervizörü ile görüşmeli ya da danışanı başka bir danışmana yönlendirmelidir. Kitapta ilgimi çeken noktalar oldu: Kadınlar depresyon, güzellik vb. çatışmalarda yardım ararken cinsel arzular söz konusu olduğunda bunun normal olduğunu varsayarlar. Erkeklerde ise tam tersi cinsellik söz konusu olduğunda yardım almaya daha eğilimliler. Erkeklerdeki performans kaygısı ve kırılganlık kendisine verdiği değerin azlığını gösterir. Çünkü partnerinin isteğine o kadar odaklıdır ki zevk almaktan ziyade zevk vermeye çalışır. Bu da sertleşme gibi sorunlara yol açar. Cinsel enerji insanın kendindedir. Bunu bulmaya çalışmalı ve bundan faydalanmalıdır. Kişi kendi neyden zevk alıyor bunu sorabilmelidir. Çünkü eşinin ne istediğine aşırı
Psikoloji
Divanımdaki ErkeklerBrandy Engler · Ayrıntı Yayınları · 20211,290 okunma
Zen budizmi üzerine
Puan vermedi·95 syf.··
2025 2. kitabı
"Zen Budizm, buradaya duyulan temel bir güvenle, özgün bir 'dünyaya güven' ile doludur. " Zen Budizm'i resmen sıradanlığın felsefesi. Herhangi bir olağanüstülük aramaz. Bir kutsallık yoktur. Sadece varolmak vardır. Dünya ile, nesneler ile ilişkinin geçirgenliğinden yani manzaranın bakana bakanın da manzaraya akmasından bahsetmesi bana ılık rüzgar eşliğinde bahçede oturduğum anları hatırlattı. Özne olarak kendini ayırmadan o anda sadece bir sinek gibi bir toz tanesi gibi var olmaktan bahseder. Ölümü yaşayabilmek için ölümü yaşamın karşısına koymadan yaşamak gerektiğini savunur. Herhangi bir şeye bağlı kalmadan öylece yaşamın içinde akıp gitmek önemlidir. Bir yaşam bir yol vardır ancak ulaşılacak bir şey (yer, amaç vb) yoktur çünkü zaten her anda varoldukça o şeye ulaşılmıştır. Yolculuktan bitkin ... Kalacak bir yer aramak yerine İşte bak: mor salkımlar! Bashô Zen Budizm'inde Tanrı'da güç kavramı yoktur. İrade veya öznellik gibi kavramlar da yoktur. Tanrı'ya yakarış yoktur. Tanrının temeli "hiçbir şeyi dışlamayan, gücün herhangi bir taşıyıcısı tarafından işgal edilmeyen boş bir merkezdir." İnsanın tanrıda kendisini görmekten hoşlanmasının getirdiği narsist yapı yoktur. Boşluktur. Boşluk çıplaklık da değildir. Boşluk hiçliktir. Hiç (Substantia) olan bir şey ne bir şeyin nesnesi olabilir ne de bir şeyin öznesi olabilir. Bu bakımdan Töz'e benzemez. Töz "Hipotesis"ten de gelmektedir. "dayanıklılık", "kararlılık" anlamına gelir. Yani "Töz" kendine dayanmaktadır. Sûnyata "boşluk" ise Töz'ün zıttıdır. Töz kendisi ile doludur. "Boşluk alanı tanım zorlamasından bağımsızdır." Bir merkezi yoktur çünkü merkez her yerdedir. Bir toz tanesinde bütün evren görülmelidir der. Ancak bu İslam'daki bir toz tanesindeki yüceliği görerek tüm evrendeki mükemmeliği görmek gibi bir şey değildir.
Felsefe
Zen Budizm FelsefesiByung-Chul Han · İnsan Yayınları · 2021157 okunma
Faşizm ve Modern İnsan
Puan vermedi·96 syf.··
2025 1. kitabı
Yazar dünya siyasetinde aşırı sağın yükselişini değerlendirir. Yükselen narsisizm ile birlikte gelen aslında öz nefrete dayalı olarak daha baskıcı siyaseti tercih ediyoruz. Narsistler aslında kendilerini sevmezler ancak dışarıya karşı yüceltirler. Sosyal medyanın, teknolojinin gelişmesiyle birlikte narsisizm de arttı. Freud'un psikoseksüel gelişim evrelerine göre bakarsak narsistlerin sistemi bir bebeğin oto-erotizmine benzerdir. Aslında yetişkin insanın erken dönem bebekliğine (oral-yamyamca, anal-sadist, fallik dönemleri) dönüşüdür bu. Kimi narsistler bir başkasına nefret duyarak, kendisini sevmediği için bir başkasını da alçaltarak ya da kendilerini yucelterek hayatta kalmaya çalışır. Kimileri kendilerini sevmedikleri için ezilmekten de zevk alirlar. Bu da homofobi, kadın düşmanlığı, ırkçılık gibi alanlarda görülmektedir. Faşizmin aşırı otoriter, milliyetçi, militarist, demokrasi karşıtı, devletin toplumu sıkı yönettiği sisteme dayalı siyaseti ile ilişkilendirilir. Kapitalizmin getirdiği rekabetçilik aşırı üretime aşırı üretim ise pazarlamaya bu da aşırı tüketime neden oldu. Daha sonra ise aşırı bireyselleşen insan önceden toplum içinde birey olurken artık tüketerek bir şey olmaya çalıştığı için bu gösteri haline getirmeye dönüştü. Bu "bireyin geriye görünüşten başka bir şeyin kalmayıncaya dek tümden imaja dönüşme süreci"dir. Sanayileşme insanı bağlı olduğu üretim araçlarından koparıp ya açlık ya fabrika seçimine zorunlu bırakmıştır. Aşırı bireyselleşme ve insanın alıştığı sistemden kopuşu, insan ilişkilerinden kopuşu Marx'a göre yabancılaşmaya neden olmuştur. Yazar yabancılaşmaya karşı işçi hareketleri umut aşılarken bunu bastıran neoliberalist sistemi eleştirir. (Çünkü aşırı bireyselleşen ekonomik sistemde gelir farkı artmıştır.) Yazar işçi sendikalarının bu
Siyaset
Tırmanan Faşizmin Kitle PsikolojisiNeil Faulkner · Yordam Kitap · 202486 okunma