Bu kitapta Varoluşçuluk bölümünden yaklaşık 20 sayfa ve kitabın sonunda yer alan Postyapısalcılık kısmını atlayarak okudum. Çünkü anlamakta zorlandım. Bu nedenle farklı bir şekilde öğrenmeye çalıştım. Yazar, yeri geldikçe Marksizm’i, Freud’u, varoluşçu felsefeyi açıklamış ve ardından bunların feminizmle ilişkilerine değinmiş.
Kısaca özetlemek gerekirse:
Liberal feminizm, 17. ve 18. yüzyıldaki Aydınlanma Çağı’na denk gelir. Rasyonalizme büyük önem verir. Bu dönemde akıl çok değerli görülmüş ve akıl genellikle erkekle özdeşleştirilmiştir. Akıl dışı olan her şey değersiz sayıldığından, kadın, doğa akıl dışı bir varlık olarak düşünülmüştür. Ancak feminist eleştiri, kadınların akıldan yoksun görülmesinin esas nedeninin eğitimsizlik ve eleştirel düşünmenin kadınlara öğretilmemesi olduğunu savunur. Bu dönemde seçme hakkı ve eğitim hakkı gibi konular gündeme gelmiştir. Her bireyin doğuştan doğal haklara sahip olduğu düşüncesi, Amerikan Bildirgesi’nde de vurgulanmıştır.
19. yüzyılın kültürel feminizminde ise kadının “öz”ünden bahsedilir. Kadına özgü bir yaklaşım vardır: kadın duygusal, barışçıl, çevreci ve düşünsel bir varlıktır. Kadınların kendilerini fark etmeleri gerektiği, erkek gibi olma arzusundan vazgeçmeleri gerektiği savunulur. Dine ve özellikle Hristiyanlığa eleştiriler yöneltilir. Sosyal Darwinizm’den etkilenilmiştir. Kadının toplumsal emekle ilişkisi kurulur ve evlilik, "ekonomik fahişelik" olarak yorumlanır. Bu nedenle ev işi meslekleştirilmeli; çocuk bakımı kolektif bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Marksist/Sosyalist feminizm, Marx’ın kuramından etkilenmiştir. İlk sınıf ilişkisi tek eşli evlilikle başlar; erkek, kadına bu yolla baskı kurar. Kadın, özel mülkiyete dayalı ataerkil aile yapısında ezilir. Kadının ev içindeki emeği ücretli olmadığı için değersiz