"Sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim.Yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. Yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen.Yanında sonsuz şımarabileceğim ve hala kaybetmekten korkmayacağım tek kişi. Yani biraz annem, biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum. Sonra daimi hayranım, ve tabii dokunulmamış sevgilim. Sen benim masumiyetimsin Tuna. Benim en yakınımsın! Aslında belki öbür yarımsın? Bütün bunlar ne demek anlıyor musun? Hı?
Kadim geleneğimizde sıkça kullanılan ve Platon'a nispet edilen şu deyişle tamamlayalım:
"Çirkin bilgiden daha da çirkini, ona ilişkin cehalettir. (mâ min ilmin mustakbah illâ ve el-cehl bi-hi akbah)"
Öyle ya, Ebu'd-Derda'nın (r.a.) dediği gibi
"İnsan bilgiyi ya öğreten ya da öğrenendir; diğerleri ise kendilerinde hayr olmayan bir yığındır."
Çin geleneğinin özünü oluşturan bilgilerin tümünün kendisine dayandırıldığı bu Fo-hi ismi gerçekten asırlar boyu sürüp giden belli bir dönemi belirtmeye yaramaktadır.
Geleneğin ilkelerini tespit etmek için Fo-hi, yalın ve aynı zamanda mümkün olduğu kadar bireşimli çizgisel semboller kullandı: Düz çizgi ve kırık çizgi, karşılıklı olarak yang ve yin işaretleri, yani "Yüce Metafiziksel Birlik"in (suprême Unité métaphysique) bir tür polarmasından kaynaklanan etken ve edilgen bu iki ilke, bütün evrensel zuhûru doğurur. Bu iki işaretin mümkün olan tüm birleşimden sekiz kua yani “üçlü" meydana gelmiştir. Bunlar daima Uzak Doğu geleneğinin temel sembolü olarak kalmıştır.