Belki eminim ki ayrılık veya uzak oluş mühim değil de asıl onu düşünmek ve bir daha hiç dönülmeyeceğini ve geride kalanları insanın bir daha göremeyeceğini düşünmesi çok feci bir şey.
Seni belki bir ay görmesem ne bileyim seni 3 ay bir sene görmesem bu insana koymaz da bu bir yasak olursa ve hiç dönmemek karışınca işe çok acı oluyor.
Seni anlatabilmek..kime ama? bu bok düzenin, bu dört boyut zindanın, kainat, sonsuzluk falan dedikleri bu ölümlü şakalar kaos'unun nesine, neresine anlatmak?
Oysa seni düşünmek, bu kokmuş erdemlerin çok uzağında.onlarla hiçbir ilişiği sebepliliği yok.belki de mutluluk bu.
Değil evlilik insan düşüncesinin ulaşabildiği bütün kavramların üstünde, biz hep birbirimizi görecek duyacağız.
Her ne hal ise neyin dersen oyum.
Otuz yaşında böyle çocuksu duygular kurmamı yadırgama.
İnsanoğlunun -hele bizim gibilerin- kaderi bir garip. her istediğine istediği an kavuşamıyor.
Kimsenin karnında açlığı ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek hepsi bu.
Ama bizler artık hayatın bu çeşit tatlılıklarından faydalanamayacak kadar baltalandık.acının fazlası daha doğrusu bu kadar manasız sıklığı uyuşturuyor kurutuyor.
Şuan yanında olmayı dünyaya bin yıllığa gelmeye değişmem.
Hayatı kendi icadımız fakları,prangaları zorlamak parçalamakla değiştirebiliriz. yoksa daha ikibin yıl keçiler kadar bile mutlu haysiyetli bir hayata kavuşamayız.
Nicesin dilemın?
Gene de benim yanımda ve ben yokken benim hayalimde kaldığında olduğun gibi kal!
Saçını kızıla boya.rakını yudumlar öykünü şakı.yaşaman var olmandır beni tutan.