Merhabalar,
Kitabı az önce bitirdim. Etkisinde olduğumu söyleyebilirim. Sanırım birkaç gün kitap okumaya ara verip bu kitabı sindirmeye çalışacağım. Kitabı bitirdikten sonra üzerinizde büyük bir tesiri olabilir.
Şunu söylemek istiyorum ki Zülfü Livaneli'nin çok akıcı bir tarzı var. Okuduğunuz zaman kesinlikle sıkılmıyorsunuz. Cümleler birbiri ardına seri bir şekilde akıp gidiyor. Belki de son zamanlarda çok fazla çeviri roman okuduğum için de bana öyle gelmiş olabilir. :') İşlerim olmasa 4-5 saat içerisinde okuyup bitirebilirdim ama oyalandığım için 2 günde bitirebildim.
Şimdi gelelim kitabın içeriğine. İncelemelerimi çok fazla uzun tutmayı sevmiyorum, neyse o. Uzun tutmaya pek gerek yok. Kısaca biraz bahsedeceğim. Kitabı okuyan bazı arkadaşlarımız kitaptaki gazeteci kızın gazeteci olduğu halde nasıl aşktan sebep cinayet ve intihar olaylarını bilmediği, nasıl 20 yaşında gazeteci olabildiği vs. kitaptaki birçok açıktan bahsetmişler. Ben de bu açıkları incelemeleri okuduğum zaman fark ettim ki bu tür detaylara pek takılan birisi değilim.
Kitapta sizi Ahmet Arslan isimli emekli inşaat mühendisi, insanlardan uzak Podima köyünde yaşayan, evinin her köşesi kitaplarla dolu, duygulardan uzak bir adam karşılıyor. Sessiz ve sakince hayatını sürdürürken, tanıdığı bir arkadaşının cinayet olayı üzerine evine bilgi almaya gelen gazeteci bir kızla tanışmasıyla başlıyor her şey ve gazeteci kızla samimiyet kurup anlattığı kardeşi Mehmet Arslan'ın sürükleyici hikayesiyle devam ediyor. Olaylar daha sonradan biraz karışıyor tabii, iş Mehmet Arslan'ın hikayesi olmaktan çıkıyor. Kendinizi kitaba kaptırmış, ilerleyen sayfalarda neler olacağını merak ederek heyecanlı bir şekilde okurken buluyorsunuz. Ben beğendim, tavsiye ederim.