Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur.
Olacak neyse olur.
Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır. Derken hepsi silinip gider…
…..
Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan… Yıldızlar yürür, sular durur… Gelen kalmaz, giden gelmez.
Mezarın ayakucuna oturdu. Kimler gelip geçmişti bu yeryüzünden? Bu bayatlamış soru içinde işliyor, derinleşiyor. Alıp başını gidiyor: üç gün önce ölenler, üç yıl önce ölenler, üçyüz yıl, binüçyüz yıl, bindörtyüz yıl önce ölenler, şu dakikada, şu saniyede, şu anda ölenler.. hepsi, birden, aynı anda, tuhaf, bilinmedik bir dengede eşitleniyor.