Puan vermedi·424 syf.··
2026 26. kitabı
#AlkaJoshi #KınalıÇiçekler #ArkadyaYayınları “Kendi gökyüzünüzü kendi renklerinizle boyamaktan asla vazgeçmeyin.” "Bağımsızlık sadece bir ülkenin bayrağının değişmesi demek değildi; bir kadının kendi ekmeğini kazanması, kimseye hesap vermeden başını yastığa koyabilmesiydi." * * * * * * * * * Merhaba sevgili dostlarım 🪽 ☬‍Bugün sizlere sadece bir kaçış öyküsüyle değil; tenin üzerine işlenen desenlerin ardındaki derin yaraların, toplumsal prangaların ve kaderini kına desenleriyle yeniden yazan bir kadının ,kendi ellerinden Anka Kuşu misali yeniden doğuşuna tanıklık edeceğimiz, her bir sayfası buram buram kına kokan “KINALI ÇİÇEKLER” adlı eser ile geldim, Alka Johsi'nin kaleminden.. Lakshmi’nin hikayesi, sadece 1950’lerin Hindistan’ında geçen bir kaçış öyküsü değil aynı zamanda köklerinden koparılan bir Kardelen gibi güçlü olan çiçeğin, betonların arasından boy gösterip, güneşe uzanma savaşıdırda.. Kitabın iskeletini oluşturan kına kültürü, Hindistan’da sadece bir süs geleneği değil, aynı zamanda kadınlar arasındaki gizli bir dil ve mucizevi bir şifa aracı olarakta karşımıza çıkıyor. Lakshmi ise kayınvalidesinden miras kalan bu kadim bilgiyi, Jaipur’un "Pembe Şehir" sokaklarında bir özgürlük biletine dönüştürüyor adeta.. Lakshmi, üst tabakanın gösterişli evlerine bir "Kına Sanatçısı" olarak girdiğinde, kadınların uvruzlarını boyamakla kalmaz sadece ; onların o kapalı kapılar ardındaki mutsuzlukların, bastırılmış çığlıkların, korkuların, hayal kırıklıkların ve dile getirilmemiş arzuların / günahların da motifini işleyip , onların sessiz sırdaşıda olur aynı zamanda.. “Hayallerin yükü, bazen sırtımızda taşıdığımız bir dünyadan daha ağırdır; özellikle de o hayalleri kurması bile yasaklanmış bir kadının omuzlarında” diyor Kına sanatçımız,
Edebiyat & Roman
Kınalı ÇiçeklerAlka Joshi · Arkadya Yayınları · 2021326 okunma
İki ateş arasında kalmak
8/10
·50 syf.·
2026 39. kitabı
Özgürlük bile esareti barındırır diyor usta bu eserinde... Bütün zorluklardan kaçtığını düşündüğü anda iki ateş arasında kalmış bir adamın Ferdinand'ın vatanına ve karısına olan aşkı arasında kalmasını öyle güzel ruh tasvirleriyle anlatmış ki kitabın akıcılığı sizi içine çekiyor ve büyülüyor. 'Öldürmek gibi bir isteğim, hırsım yok, bunların hepsini biliyorum'derken savaşın acımasız yanına isyan ediyor , üstelik bu savaşın zorunluktan değil bireysel ihtiraslardan oluştuğunu bildiği için bir geri çekilme hissetse bile ,içindeki korkunun onu esir almasına izin veriyor. Paula ise bu kitabın güçlü kadın karakteri sözleri ok gibi tesirli ve nokta atışlar yapıyor. Ferdinandı çok iyi tanımasına rağmen yine de gözlemliyor. Aralarında güçlü bir aşk var ama Ferdinand'ın korkuları bu aşkın sınanmasını sağlıyor. 'Bu açıklanabilecek bir şey değil. Bu bir nevi mecburiyet. Ve ben yirmi milyon insanı boğan o zinciri kıramıyorum, kıramam.”'derken de yaşadığı çaresizliği kelimelere döküyor. Kitap 50 sayfa belki ama hissettirdikleri çok yoğun ve düşündürücü... 'Günümüzde artık hiç kimse sadece kendisi için hissedemez, kendisi için yaşayamaz.'diyor Ferdinand bencilliklerinden sıyrılmak isterken. 'Ben senin dünyanın bir parçası değil miyim diyor Paula isyan edercesine, haklı olarak... İki aşığın dialogları, yaşadıkları ve duyguların anlatılması esnasındaki tasvirler büyüleyici, kesinlikle okunması gereken ,belki de yavaş yavaş ruhunuza kelime kelime işlenerek okunması gereken bir kitap. Korkudan sonra en sevdiğim kitabı oldu. Benimle okuyan ⛧•༶Gülten arkadaşıma teşekkür ediyorum. Her kitap ayrı bir yolculuk, Ferdinand'ın dünyasında gezinmek hoşuma gitti , dokunaklı olsada keyifliydi. Okumadıysanız şiddetle tavsiye ediyorum. İnsana kendini de sorgulatacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Reklam
7/10
·524 syf.··
2026 5. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 08:18
Sanki bir arkadaşımla önceden planladığımız ve çok heyecanlı olduğumuz uzun bir tatile çıkmışız fakat tatil boyunca arkadaşımın benim hiç tasvip etmediğim aşk hikayesini konuştuğumuz için çevremizdeki güzelliklere asla odaklanamıyoruz ve ben elalemin adamının en sevdiği beşinci yemeği dinlemek zorunda kalıyorum. Tam olarak böyle bir deneyimdi. Okurken o kadar boğuldum ki. Eh yetti ama artık çıkışlarımı kitabı bitirme hırsım yenmeseydi muhtemelen 1/4üne gelemeden kitabı bırakmış olurdum. Bu boğulmuş halimi, kitap boyunca karakterlerle empati veya bağ kuramamama yoruyorum. Gerçekten bir müze ziyaretçisiymişim gibi uzaktan seyrettiğim bir hikayeydi. Çok keyifli ve akıcı bir okuma süreci değildi fakat bir takım kalbime dokunup gözlerimi dolduran sahneleri barındırmasının hatırına okuduğuma pişmanım da diyemiyorum. Ayrıca kitabı okumadan önce Kemal’den hoşlanmadıklarını belirten bir sürü okur yorumu görmüştüm ama Kemal sadece hasta biri bence. Çevresi ise… Nesibe Hala’sından tut Füsununa, Feridun’undan tut Zaim’ine… birinizde mi “oğlum sen ne yapıyorsun?” diyemediniz ya! Herkese ama herkese ayrı sinir oldum gerçekten. Yine en aklıbaşında karakter Vecihe Hanım’dı bu şuursuzların yanında.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Herkese iyi okumalar dilerim:)
9/10
·190 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 15:10
Bakın dürüst olacağım: Eğer "yaşlanınca kenara çekilir, bahçemle uğraşırım, çocuklarım da bana hürmet eder" gibi pembe hayalleriniz varsa, Kral Lear o hayalleri alır ve gözünün önünde paramparça eder. Shakespeare’in bu eseri bir tiyatro oyunundan ziyade, insanın ruhuna tutulmuş devasa, çatlak bir ayna gibi. İşte benim penceremden, bu devasa yıkım: Oyunun başında Lear, krallığını üç kızı arasında paylaştırmak için bir "sevgi yarışı" düzenliyor. Bu aslında tam bir narsisizm zirvesi. En çok süslü lafı eden, en büyük payı kapıyor. Goneril ve Regan: Siyasetçi gibi konuşup dünyaları vaat ediyorlar. Cordelia: "Hiç" diyor. "Sizi bir evladın babasını sevmesi gerektiği kadar seviyorum, ne eksik ne fazla." (Hikayeyi okurken Cordelia beni en çok yaralayan kişi oldu. En çok mutluluğu hak eden kendisiydi) Gerçek sevgi dilsizdir, dalkavukluk ise bülbül kesilir. Lear bu ayrımı yapamadığı için aslında kendi sonunu imzalıyor. Bu sahne bana şunu hatırlattı: Duymak istediğin yalanı, bilmen gereken gerçeğe tercih edersen, bedelini her şeyinle ödersin. Velhasıl Lear, gücünü kaybedip fırtınanın ortasında çırılçıplak kaldığında deliriyor. Ama işin garibi şu; adam tahtında otururken kördü, aklını yitirip o meşhur fırtınaya çıktığında ilk kez "görmeye" başladı. Shakespeare burada bizi çok rahatsız edici bir soruyla baş başa bırakıyor: Gerçeği görmek için illa her şeyimizi kaybetmemiz ve çıldırmamız mı gerekiyor? Lear’ın o fırtınadaki feryatları, aslında modern insanın "ben kimim?" krizinin asırlar önceki ilk yankısı. Yan karakterlerden bahsedecek olursak kralın yanında bir Soytarı var ki, adam oyunun vicdanı. Krala "Sen yaşlanmadan önce akıllanmalıydın" diye ayar verebilen tek kişi o. Bir de yan hikâyede gözleri oyulan Gloucester var. Onun şu sözü aslında her şeyi anlatıyor. "Yolum
Kral LearWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 200910,4bin okunma
Puan vermedi
Ben, Sen, O -Peyami Safa (1926) Roman, başlangıçta okuyucuyu sarsan müthiş cümlelerle başlıyor. İlk iki üç sayfada fırtına, rüzgar, karanlık içerisinde adeta bir buhran söz konusu. Yazarın daha en başta sayfalarca bu şekilde kitaba giriş yapması, okuyanları ilerdeki felaket bir duruma hazırlamak içindir. İlk defa latin harfflere basılmıştır Ana karakter Fazıl, işlediği bir cürüm sebebiyle iki kadın arasında gururunun ve zaafının arasındadır. Ahlak timsali eşi Cemile ile tutkunun ve çekiciliğin timsali Nazire onun kalbinde çarpışmaktadırlar. Kitabın son sayfasına kadar süren bu durum, çok heyecanlı bir şekilde ustalıkla yazar tarafından tasvirlerin en güzel halleriyle en üst perdeden verilmiştir. Bu savaşı Cemile mi Nazire mi, kim kazanacak acaba? Kitaptan alıntılar: "Fırtına... Bulutların arkasında, buzlu ışığı pelte gibi yayılmış soğuk ay... Pencerenin karanlık mustatili... İçeride yatan yarı ölüyü düşünerek, şüphem, hırsım, vicdan azabım, takatsizliğim ve derin aczim içinde yürüyorum. Fırtına beni savuruyor. Tıkanmamak ve yıkılmamak için duruyorum. Paltomun etekleri, şiddetle sallanan bir kirbacın ipi gibi bacaklarımı birdenbire doluyor, sıkıyor, sonra gevşiyor. Yine yürüyorum ve bazı arkama bakıyorum. Evin küçülüyor. Penceren bir domino taşı cesametine indi. Sonra bir tavla zarı... Ve karanlıklar... Bir anda fırtına, evini uçurdu sandım. Havada büyük direkler, taş parçaları, enkaz hayaletleri gözlerimi bürüdü. Seni de parçalandın zannettim. Haşyet içinde koşarak uzaklaştım. Titriyor ve haykırmak istiyorum. Ne dehşetli gece!" S.14 Peyami Safa 'Server Bedi' adını, para kazanmak için, edebi değeri düşük olarak halk için yazdığı kitaplara vermiştir. Ama ben kesinlikle bu düşüncede değilim. Çünkü bu kitaptaki tasvirler rssmen bir sanat eseri. Eşi benzeri
Ben, Sen, OPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202243 okunma
10/10
·528 syf.··
2025 190. kitabı
Selam yıldızlarım! Bugün güzel bir seriye veda ediyoruz sizinle beraber. “Kazazede 4” final kitabı olduğunun hakkını o kadar layıkıyla yerine getirdi ki… Onlara veda etmek, onları sayfalar arasında bırakıp kapağı kapatmak çok farklıydı. Her bir sahnesi, her bir heyecanı ve her bir hüznü içinde barındıran bir kitaptı. Masada daima boş bir tabağım olacak ve daima içimde bir yerlerde bu seriye yer ayıracağım. O kadar kıymetli benim için… Dolu gözlerle hikayeyi mi bitirdim ben mi bittim bilemiyorum. Her şey olması gerektiği gibi dursa da fazla buruk, hep bir eksik. Bir kadar farklı ve bir o kadar rahat hissediyorum nedense. Burukluk, eksikler hep baki kalacak ama sevinç de yanımızda duracak bir kitaptı. Aksiyonu, mutluluğu, hüznü ve en çok hissizliği hissettim onlarda. Sahneye çıkanlar ve sahneden inenler sizi bambaşka yerlere taşıyacak bir hal alıyor bu defa. Sadece var olanlar değil; hikayeye eklenen, bu karmaşada kendini ve doğruyu bulanlar, aşkı ve dostluğu bulanlar, bir aile kuranlar ve en büyük korkuları yaşayanlarla dolu sayfalar. Her bir kenarında bambaşka hikaye var, bambaşka dokunuşlar var. Herkesin bir hikayesi var ama bazen hikayeler bitmek zorundadır. Biz de bu hikayeye koca bir nokta koyduk ama içimizde de onlara kocaman bir yer açtık. Karakterlerden bolca bahsetmek istiyorum ama onların her bir anını en güzel yerde, sayfalarda görmenizi istiyorum. Lakin buna rağmen aşk komutanlarımdan biraz bahsetmezsem içimdeki o hissi atamam. Turan’ın görev dönüşünde yaşadığı o boşluk hissi bambaşka bir şeydi benim için. Sezin gibi yanında olmak istemekle ona içimi dökmek arasında bir yerde sıkıştım kaldım resmen. Beni tek mahveden Turan’daki o kapana kısılmışlık da olmadı ne yazık ki; onun zorunda kalarak yaptıkları yaptıkları da beni bitirdi. Bu hale geldi ama
Kitap Önerisi
Kazazede 4Şevval Demirdöğer · Pukka Yayınları · 2025326 okunma
Reklam
Reklam