Pazar günü geç saatte kahvaltı ettik, masaya fincan koymadan.
Babam, Bayan Gomy'nin bahçeden getirdiği soğancıkları da kul lanarak omlet yaptı; televizyon da açıktı, Der Internationale Früh schoppen. Wemer Höfer'den hoşlanmamamın tek nedeni büyük gözlüğü değildi. Hep ağzını yaya yaya konuşurdu, öyle ki bir son raki sözcüğünün ne olduğunu tahmin eder ve bu sıkıcı programın asla bitmeyeceği hissine kapılırdım. Ama sonra babam televizyo nu kapatıp bir Gold-Dollar yaktı. İki kolunu da kanepenin arkalı ğına yerleştirerek pencereden dışarıyı seyretti. Gökyüzü maviydi.
"Anneyle konuştun mu?"
İşte, otlakta yatan duyularımı, köpekler gibi, göze çarpmayan çiğ sebzelerin, kavunun, şarabın, onlarca somun ekmeğin, fındıkların kıvrımlarına ve vadilerine göndermek, içlerine daha önce hiç algılamadığım bir aroma yerleştirmek için asla geri dönmeyecek bir fırsat olduğunu hissettim.