Kitap yorumum
Puan vermedi·136 syf.··
2026 29. kitabı
Bugün sizlere #saitfaikabasıyanık 'ın kaleminden The Kitap Yayınları 'nın basımıyla muhteşem bir öykü kitabı olan Mahalle Kahvesi'ni anlatacağım. Mahalle Kahvesi'ni okurken insan, bazı kitapların yıllara meydan okuduğunu bir kez daha anlıyor. İlk baskısının üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen Sait Faik'in anlattığı insanlar, duygular ve özlemler bugün hâlâ yanı başımızda yaşıyor sanki. ️İstanbul değişmiş, sokaklar değişmiş, kahvehanelerin müdavimleri değişmiş olabilir ama insanın yalnızlığı, kırgınlığı, sevgisi ve bir yere ait olma isteği hiç değişmemiş. Bu kitapta büyük olaylar, kahramanlıklar ya da şaşırtıcı maceralar yok. Bunun yerine sıradan insanların hayatlarına açılan küçük pencereler var. Sait Faik, bir balığa, bir fareye, bir kahvehanede oturan adama ya da sokaktan geçen bir yabancıya öyle bir dikkatle bakıyor ki okur olarak siz de dünyaya daha farklı gözlerle bakmaya başlıyorsunuz. Mahalle Kahvesi, insanı yargılamadan anlamaya çalışan bir yazarın kalbinden çıkmış 22 öyküden oluşuyor. Belki de bu yüzden yıllar geçse de eskimiyor. Çünkü edebiyatın en güçlü yanı burada saklı: İnsana insan olduğunu hatırlatmak. Kitabı kapattığınızda aklınızda olaylardan çok hisler kalıyor; eski İstanbul'un sokakları, kahvehaneleri ve en çok da o insanların sessiz hikâyeleri... Bazı yazarlar yaşadıkları dönemi anlatır, bazıları ise insanı. Sait Faik, insanı anlatanlardan. Bu yüzden onun satırları bugün de aynı sıcaklıkla kalbe dokunmaya devam ediyor. The Kitap Yayınları
Mahalle KahvesiSait Faik Abasıyanık · The Kitap Yayınları · 20259bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 11:06
Sait Faik'in Son Kuşlar kitabını okurken en çok sevdiğim şey, bana bir kitap okuyor gibi değil de bir dostun anılarını dinliyor gibi hissettirmesi oldu. Kitaptaki öykülerin çoğunda Kınalıada'nın sokakları, denizi, vapurları ve balıkçıları karşımıza çıkıyor. Öyle canlı anlatıyor ki kendinizi bazen iskelede vapur beklerken, bazen de deniz kenarında balıkçıların sohbetine kulak verirken buluyorsunuz. Her öykü farklı olsa da beni en çok etkileyen öykü kitabın adını taşıyan Son Kuşlar oldu. Kuşların avlanmasını ve giderek azalmasını anlatırken içimde tarif etmesi zor bir hüzün bıraktı. Aslında sadece kuşlardan bahsetmiyor; insanların farkında olmadan yok ettiği güzelliklerden de söz ediyor. Bugün okuduğumuzda bile güncelliğini koruması bu yüzden sanırım. Kitap boyunca büyük olaylar yok. Ama tam da bu nedenle etkileyici. Bir vapur yolculuğu, denize açılan bir balıkçı, kahvede edilen birkaç söz... Sait Faik, çoğumuzun dönüp bakmadığı ayrıntılarda hayatın kendisini yakalıyor. Özellikle balıkçıları anlatırken onlara duyduğu sevgi ve saygı satırlara sinmiş durumda. Bu kitabı bitirdiğimde aklımda olaylardan çok hisler kaldı. Deniz kokusu, martı sesleri, ada hayatının yavaşlığı ve kaybolup giden güzelliklere duyulan özlem... Son Kuşlar benim için sadece bir öykü kitabı değil, İstanbul'un ve insanın ruhuna tutulmuş samimi bir ayna oldu. Sait Faik'in neden bu kadar sevilen bir yazar olduğunu bir kez daha hissettim.
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · The Kitap Yayınları · 202517,1bin okunma
Reklam
10/10
·160 syf.··
2026 32. kitabı
Mustafa Kutlu, Türk edebiyatında özellikle “uzun hikâye” türündeki eserleriyle tanınan, modern hikâyeciliğimizin en önemli temsilcilerinden biridir. Eserlerinde toplumsal gerçekçi, gelenekçi-millî ve yer yer postmodern unsurları harmanlayan bir anlayışa sahiptir. Sevgili @mustafakutlu_ ile aynı havayı solumak bile yeterli. İnşallah bir gün karşılaşırız. Yazarın doğrudan okuyucuyla konuşuyormuş gibi yazması, günlük hayatın sıcaklığını hissettirmesi en sevdiğim özelliği. Kitap üç ayrı hikaye barındırdığı için tekdüzelikten uzak. Özellikle ilk hikayedeki #MenekşeliMektup postacının eşine olan bağlılığı ile platonik aşkı arasındaki ikilem dolayısıyla okuyucuyu etkiliyor. Kitaptaki Hikayeler 1.Menekşeli Mektup 2.Hacca Gidebilmek 3.Kar Üstüne Kan Damlar Kitapta anlatılanlar gerçek hayatta karşılaştığımız durumlar. İnsanda farklı hisler barındırması muazzam. Bu yüzden okurken sıkılmayacak ve bir an önce bitirmek isteyeceksiniz. İyi okumalar, kitap delisi öğretmenn
Menekşeli MektupMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20125bin okunma
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 02:30
SPOİLER İÇERİR! Birinci kural: Kurallara uy. Üçüncü kural: Babagoo her zaman haklıdır. Dördüncü kural: Sadece Babagoo'ya inan. Beşinci kural: Korkunç kulak ver. Altıncı kural: Hiçbir işaretin olmaması bir işaret olabilir Yedinci kural: Asla dolaba dokunma. Sekizinci kural: Binlerce gün Dışarda'n gelmesem bile beni aramaya gelme. Dokuzuncu kural: Açgöz gelince saklan. Onuncu kural: Ortalıkta başıboş dolaşma. On birinci kural: Şişen hayvanlardan uzak dur. On ikinci kural: Asla duvarın üzerine çıkma. On dördüncü kural: Günlük işleri tamamlamak gerekiyor. On beşinci kural: İçeri'yi onun bizi koruduğu gibi koru. On altıncı kural: Bıçağını unutma. Yirmi birinci kural: İçerideki hayvanlara asla zarar verme. Yirmi ikinci kural: Geceleri Yuva'dan çıkmak yok. Yirmi dördüncü kural: Yükseklere çıkma. Yirmi altıncı kural: Tuzakların görünmediğinden emin ol. Yirmi yedinci kural: Kakaları bırak ama onları aynı yere yığma. Yirmi sekizinci kural: Eğer bir Dışarılı seni görürse İçeri'den uzaklaş ve güvende olana kadar saklan. Yirmi dokuzuncu kural: Bir Dışarılı seni yakalarsa boğazını kes, üzerini çöplerle ört. Sonra mümkün olduğu kadar hızlı ve dikkatli bir şekilde İçeri'ye dön. Otuzuncu kural: Buzdolabının kapısını her zaman kapalı tut. Babagoo, Landfill’i Dışarı'daki tehlikelerinden korumak için sert kurallar koyuyor ve ona dışarısı hakkında korkutucu hikayeler anlatıyor. Ancak Landfill büyüdükçe, her çocuk gibi sınırların ötesini merak etmeye, Babagoo’nun otoritesini ve "İçeri'yi ve bizi korumak için söylenen yalanları" sorgulamaya başlıyor. ... Modern dünya bize sürekli tüketmeyi ve eskiyen her şeyi arkamıza bakmadan fırlatıp atmayı öğretiyor. Peki, bizim "çöp" deyip geçtiğimiz o atıklar, bir başkasının tüm evreni olsaydı? Darren Simpson, Çöpçüler romanında tam olarak bu sorunun
ÇöpçülerDarren Simpson · Genç Timaş Yayınları · 2020674 okunma
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,370 okunma
Biz birbirimizi yaralarımızdan tanıyoruz.
Puan vermedi·116 syf.··
2026 28. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 02:05
Melisa Kesmez’in son romanı Çiçeklenmeler’i minicik bir novella, hatta belki bir uzun öykü. Çağdaş öykü yazarlarının sevilen isimlerinden Melisa Kesmez, eserlerindeki kendine has üslubu ve huzur veren anlatımıyla birçok okuyucunun radarına girmeyi başardı sanırım. Benim kendisinden okuduğum üçüncü kitabı. Nohut Oda, Bazen Bahar ve Çiçeklenmeler. Üç kitabını da severek okudum ama Çiçeklenmelerdeki bazı yerler zorlama gibi geldi bana belki beklentileri şaşkınlığa uğratmak adına böyle bir yolu denedi yazarımız bilemiyorum. Bakalım sizler okunca ne düşüneceksiniz? :) Roman, Türkan’ın eşini kaybedişi ile dünyadaki biricik oluşuyla karşılaşmasına vurgu yaparak başlıyor. Vedalaşması sürerken aslında anlıyoruz ki... Hayatın tekdüze akıp gidişi içinde hayallerini usul usul yitirdiğini fark etmeyen, aşkın neye benzediğini unutan, bir adada tek başınaymış gibi yaşamayı benliğinin parçası olarak kabullenen, neyi beklediğini tam olarak bilmeden yıllarca bekleyen bir kadının hikâyesi... Türkan, Orhan’la yıllarını sessizlik içinde geçirdiği o evi kapatıp, kapısını ardından çektikten sonra şöyle bir cümle geçiyor aklından: “Bu eski evde bir sürü şey oldu. Ve aslında hiçbir şey.” Onunla birlikte biz okuyucular da o sessizlikte geçen anılarımızın yasını tutuyoruz. Eksik kalmışlık hissini kendi derinlerimizden duyuyoruz. Yaşamaya başlamak için ölümleri beklemek iyi bir fikir olmasa da çok güçlü bir ateşleyicidir çoğu zaman. Aynı yerden yara alanlar birbirlerini yaralarından tanıyor sanırım. Kendi yaralarınızdan çokça iz bulacağınız bir tarafı da var Çiçeklenmelerin. Aşağıya birkaç alıntı bırakıp size keyifli okumalar dileyeyim sevgili okurlar. “Kahve yapmak bana hâlâ dünyaya etki ettiğimi hatırlatıyordu. Dokunduğum bir şeyi değiştirebildiğimi, yok olmadığımı, yeryüzünden gidenin ben
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,5bin okunma
Reklam
Reklam