Aptallar! Sanki benim ölümsüzlüğümü beceriksiz aygıtlarıyla, ipleri ve darağaçlarıyla boğabilirlermiş gibi!
Bu güzel yeryüzünün
üstünde yürüyeceğim, yeniden yürüyeceğim, hem de sayısız kere. Ve etim kemiğimle yürüyeceğim, prens ve köylü, bilgin ve soytarı olacağım, yüksek yerlerde oturacak ve tekerin altında inleyeceğim.
Ben yalnızca yazmak ihtiyacından, benim için aciliyet kazanan bir zorunluluktan dolayı yazıyorum. Düşüncelerimi hayalî varlığıma, gölgeme aktarmak ihtiyacındayım, her şeyden çok ihtiyacım var buna.
"Onlarda, karanlıklara baka baka geçmiş birçok yalnızlık gecelerinden kalma siyah bir acı, yorgun bir tahayyül, uykuya ve daha başka şeylere doymamış gözlerin süzgün mahmurluğu vardı. Bu gözler, gülmeseler, canlı bir ıztırap gibi büyük ve derin görünecekler. Fakat gülmeye başladıkları an her şey değişiyor. O vakit küçülüyorlar, ziyalar içlerine sığmıyor, küçük parıltılarla yanakların üstüne dökülmeye başlıyor."