Rumeli’nde, Anadolu’da ardı arası kesilmeyen bu muvaffakiyetler Yıldırım Bayezid Han’ı gurur neşesiyle bî-hûş etmeye başlamış idi. Vezir Ali Paşa’nın sefa-perestliği ise padişahın bütün zevke, işrete koyulmasına yardım ediyor idi. O zamanın meşhur ulemasından Emir Buhari milletin ahlakına, terbiyesine çirkin örnekler vermesinden korkulur bu zevk düşkünlüğüne yalnız gönül kızgınlığıyla seyirci kalmadı. Bir gün Bursa’da inşa ettirmekte olduğu camiyi birlikte gezip muayene ederlerken padişahın tarz-ı mimarisini nasıl bulmakta olduğunu sual etmesine ilmine, takvasına yakışır bir doğrulukla “Pek güzel olmuş ama köşesinde bir meyhane eksik!” cevabını vermekten çekinmedi. Bu acı sözden mütenebbih olan Yıldırım Bayezid zevki, işreti terkle istiğfar-ı zünûb olarak yeniden cihat kılıcını ele aldı, itaat sözünde sadakat göstermeyen Bulgaristan’a yürüyüp orasını da tamamıyla mülküne ilhak etti.
Gafletten Sakınmak
Hûş der dem: Alınan her nefeste zikir hâlinde olup mânen uyanık bulunmak, gafletten sakınmak.
Sayfa 40 - Kampanya Kitapları, İstanbul 1438 / 2016·Kitabı okudu
Tasavvuf
Reklam
Nakşbendiliğin on bir esası
1. Vukûf-i zamanî: Her an ve her halin muhasebesini yapmak. Huzurda geçirdiği ânına ve haline şükretmek, gafletle tükettiği zamanından tevbekâr olmak. Bir başka ifade ile kabz halinde istiğfara, bast halinde şükre devam. Sâlik zamanın değerini bilmeli, alıp verdiği her nefese dikkat etmeli, nefes alırken de verirken de uyanık olmalı, murakabeyi korumalı. 2. Vukûf-i adedî: Zikir sırasında sayıya riâyet etmek; aklı dağınıklıktan koruyup bir yerde toplamak; dikkati teksif etmek. Zikirde sayıya dikkat önemli olmakla birlikte, aslolan kemmiyet değil keyfiyettir. Zikir sayısı az olsa bile, zikredilen zâta karşı kalp huzuruna sahip olmalıdır. Ledün ilminin ilk mertebesi sayılan vukûf-i adedî, kalbdeki havâtırın önlenmesini sağlar. 3. Vukûf-i kalbî: Zikredenin her an Allah'ı bilmesi, kalpte Allah'tan başka hiçbir şeye yer vermemesi ve zikredenin zikir sırasında kalbine yönelmesi. Sâlik sol memenin altındaki çam kozalağına benzeyen et parçasına yönelerek o et parçasının zikirden gafil olmamasını sağlamaya çalışır. Nitekim heryerde hazır olan Allah'a, nasıl Kâbe'ye dönerek el açılıyorsa, zikir sırasında da kalbe yönelmek ve ona âgâh olmak, oraya Hakk'ın tecellilerinin dolmasını sağlar. 4. Hûş der-dem: Alınan her nefeste huzuru korumak, Allah'tan gafil olarak tek nefes bile almamak. Çünkü nefesleri gafletsiz almak, kalbi huzurla doldurur. Nefes alıp verirken ve iki nefes arasında gafletten uzak kalmak, Allah'ın "Hayy" isminin tecellisi sayılır. Nefesini koruyan kimse, mazi endişesinden ve istikbal telâşından kurtularak İbnül-vakt olur. 5. Nazar ber-kadem: Bakışları ayak ucuna mıhlamak. Yürürken sağa sola bakan kimsenin ilgisi dağılır, kalbini havâtır işgal eder. Bakışını ayak ucunda toplayan kimse hem harama bakmaktan hem de havâtıra düşmekten kurtulur, çünkü kalbe gelen
Sayfa 292·Kitabı okudu
1000Kitap
..... ELDEN GİDER
1 Sâkiyâ mey vir bahâr u lâle-zâr elden gider Gül gibi ten bâda varur rûzgâr elden gider 2 Bâkî kılmaz vasl-ı yâra olma mağrûr ey gönül Hâr-ı fürkat öldürür ol gül-'iźâr elden gider 3 Şol kadar şeydâlığum vardur düşüp bî-hûş olup Gördügümce ol perîyi ihtiyâr elden gider 4 Elde iken nakş-ı hüsnün 'âşıkun kadrini bil Çün bilürsin dilberâ nakş u nigâr elden gider 5 Bir haŧitı sebzün hevâsına düşüp Sebzî müdâm 'Ayş u nûş it çünki eyyâm-ı bahâr elden gider
Aldığınız Nefesin Farkında mısınız?
İki nefes arasında geçiyor ömür. Doğuyoruz, ciğerlerimize bir nefes alıyoruz, ölürken bir nefes veriyoruz. Hûş der-dem, aldığımız her nefesin farkında ve şükründe olarak o nefesi almak demekmiş. Hûş der-dem: nefesi şuurlu almak
Alıntı
“Kim ki haklı olduğu halde mücadeleyi terk ederse, onun için cennetin en yüce yerinde bir ev bina edilir. Haksız olduğu halde mücadeleyi terk eden bir kimse ise, onun için cennetin orta yerinde bir ev bina edilir.(HŞ)
Alıntı
Reklam
Reklam