Irimiás

Irimiás
@hsynerol
TDE
Msku
54 kütüphaneci puanı
266 okur puanı
Haziran 2014 tarihinde katıldı
Puan vermedi·43 syf.·
2018 30. kitabı
--Yoğun ipucu içerir-- Kitap, bir sömürgede subayın yolcuya "Eşsiz bir alet" demesiyle başlar. Kitabın tamamı bu aletin varlığını, ne işe yaradığını anlatmakla ve aynı zamanda aletin geçmişini yine subayın anlatımıyla hatırlanmakla birlikte gelecekte de varlığını sürdürmesi adına canını dişine takarcasına gayret göstermesini okuyucuya aktarır. Subayın bu çok sevdiği ölüm makinesi, mahkûmun vücuduna idam nedenini yazdırdıktan sonra ölüme terk edilmesini sağlar. Makinenin içinde mahkûm can çekişirken ağzını tıkaçlamak ve ölmeden önce su içirilmesi subayın ruhsal olarak kendini rahatlatmak için yaptığı bir davranış olarak yorumlanabilir. Bu mahkûm zamanında bir askerdi ve işi her sabah yüzbaşının kapısına saatte bir ayağa kalkıp selam vermek idi. Fakat bir sabah vakti yüzbaşı kapıyı açıp askerin selam vermek yerine uyuyakaldığını görünce onu kırbacıyla vurmaya başlar. Asker de buna karşı çıktığı için ölüme mahkûm edilmiştir. Bu olayda otoriter kişilerin sömürme hâkimiyeti kurabileceği kimselere ve yine subayın da söylemiş olduğu gibi "Ona savunma hakkı verilmedi" cümlesinden yola çıkarak gücü elinde bulunduran daima avucunun içinde tutmuş olduğu kişilere itiraz hakkı tanıma eğiliminde bulunulmadığı ve Orta Çağ'ı aratmayacak bir fikrin varlığından söz edilebilir. Kitabın pek çok yerinde subayın makineyi kutsal bir değer olarak algılayıp yeni komutana bu makineyle yapılan idamların devam ettirilmesini talep eder. Fakat bu yeni komutan aynı görüşte değildir. Bu düzeneğin artık kaldırılması için, kitapta yolcu olarak bahsedilen uzman bir kişiye düzeneği ve düzenekle yapılan ölümlere dair görüşlerini dinlemek maksadıyla ona subayı görmesi için talimat verir. Yolcunun düzeneği saçma buluşu ve bunu aynı şekilde komutana bildireceğini duyan subay kendini bu sanatsal tasarı
Ceza SömürgesiFranz Kafka · Olympia Yayınları · 201711bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·261 syf.·
Beğendi
·
2018 20. kitabı
II. Dünya Savaşı'nın hem insanların hem de tabiattaki diğer canlılar üzerinde bıraktığı yıkıma şahit olan ve savaşa bizzat kendisi de doğrudan katılmış yazar William Golding'in bu kitabı, insanoğlunun içinde ne denli vahşi bir yön olduğunu, dünyanın nasıl yaşanılmayacak bir yer haline getirilebileceğini ve ebeveynlerin bu davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisini anlatırken yine insanoğlunun uygar bir topluluk halindeyken kabileci bir düzene evrildiğini anlatan alegorik bir eserdir. Savaş esnasında İngiliz çocukları savaşın dışında daha elverişli bir mekâna götürülmek için uçağa bindirilir fakat uğradıkları taarruz nedeniyle mercan adasına düşmüşlerdir. Kitap, öncelikle Ralph ve adı kitabın hiçbir yerinde geçmeyen fakat Domuzcuk diye bilenen iki çocuğun karşılaşmasıyla başlar. Bunların yanı sıra kitabın sonraki sayfalarında iyi niyet timsali olan Simon, yapmış olduğu kötülüklerle tanınan Roger, Adada demokratik bir şekilde şef seçilen Ralph'a kafa tutan aynı zamanda ava çıktığı için kendisinin şeften daha güçlü olduğunu iddia eden ve bu yüzden adada onun sözünün geçmesi gerektiğini düşünen Jack Merridew, bunların yanı sıra her işi tek kişilik yapan ikizler yani Eric ve Sam gibi sayılarını tam olarak öğrenemediğimiz 6-12 yaş arası çocuklar bu kitabın karakter tablosunu oluşturur. Kitabın olay örgüsünden söz etmeyeceğim zaten Mina Urgan kitabın son sözünde bununla birlikte ayrıca birçok durumu izah etmiştir. Kitabın sonlarında yaralanmış olan Ralph'ın ormandaki kaçışı ne hikmetse bana canavar avına çıkarlarken karşılaştıkları domuzu yaralayıp ancak bu domuzun ellerinden kaçtığı kısım arasında ciddi bir benzerlik gösterdi. Mina Urgan'ın bahsettiğim bu iki bölüm arasında bir ilişki kurabileceğini düşünmüştüm fakat yanılmışım.
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Bir Burjuvazinin Dönüşümü
Puan vermedi·80 syf.·
Beğendi
·
2018 19. kitabı
Yazar kitabın adını Olağanüstü Bir Gece koymuş bense olağanüstü bir kitap olarak anımsayacağım. Daha önce "Satranç" ve "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" kitaplarını okumuş olduğum yazarı bu kez hediye edilmiş bir kitapla okuma fırsatı buldum. Kitabı okurken orta kısımlara kadar pek tatmin olmadım. Kitap beni kendine bağlayamıyordu.Hatta kardeşime bu kitaptan söz ederken şöyle bir laf çıktı ağzımdan "Zweig gerçekten başarılı bir yazar, kitapları okunmalı ve okutulmalıdır. Fakat ben çizgimi değiştirdim bundan sonra uzun bir müddet Zweig'i okuyacağımı düşünmüyorum. Yani kitapçıya gidecek olsam Zweig'in kitaplarını almam." Sanırım sıradan bir kitap diye düşünürken birden o olağanüstü gecenin büyüsüne kapılmış oldum. Hem de ne kapılma ama. Neyse kitap bir burjuvazinin donuk ve hissiz bir hayat sürdürürken bilinç dışı yapmış olduğu bir davranışla içinde birtakım hislerin belirmesi, kahramanımızın yaşama olan sevinci kazanmasıyla bu geceden sonra bambaşka bir insana dönüştüğünü anlatır ve bu kitap, yazarın son sözü olan şu alıntı " #5539301 " üzerine kurulmuş olduğu kanısındayım. II.Dünya Savaşı'nın getirdiği o bunaltıcı, yıkıcı ve buhranlı dönemde insanoğlunun ne denli değersizleştiğini gören Zweig'in bu kitapta birey hayatını nasıl kazanır gibi varoluşsal sorunlara değinmiş olması ve umut dolu sayfaları okurken yaşama sanki sıkı sıkı bağlanmayı amaçlayan birinin kaleminden dökülen kelimeleri okuyor gibi hissediyordum fakat gel gör ki yazarımız karısıyla beraber savaşın bitiminden üç yıl evvel intihar ediyor. Ayrıca işin gülünç yanı, kitabın ortalarında Akasya Durağı'nın klişe bir sahnesini, sonunda ise Leyla ile Mecnun dizisinden İsmail Abi'yi izler gibi oldum.
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,6bin okunma
Puan vermedi·688 syf.·
Beğendi
·
2018 17. kitabı
--Dikkat! Bu inceleme ipucu içerir.-- Suç ve Ceza, Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüş ünlü yazar ve düşünür Albert Camus'yu yeteneği hakkında kuşkuya düşürecek ve hatta bu işi bırakma ihtimalini göz önünde bulunduracak nitelikte bir eser. Yaklaşık 5-6 yıl önce kitabın nerden bakarsan 350 küsur sayfalık derlemesini okudum fakat bu doyurucu bir okuma olmadığı için kitabı daha derinden anlayıp kavrayabilmek için bu kez iki cildini alıp okumam gerektiğini düşündüm ve öyle de yaptım. Dostoyevski bu kitabında ahlak, vicdan, sevgi, nefret gibi kavramların insanlarda nasıl yer edindiğini ve bu kavramları karakterleri analiz ederken derinden incelemiştir. Toplumu yüreğinin derinliklerinde taşıyan Raskolnikov bir üniversite öğrencisi ve hukuk öğrenimi görmektedir fakat yaşamış olduğu yoksulluk onu okulu yarıda bırakmaya itmiştir. Sivri zekalı, yapmış olduğu bir takım hatalarla (toplumun bakış açısına göre değil, bu hata kendini gerçekleştirememeye ve yaşama olan tutkusuna dair) vicdanı yüzünden kimi sıkıntılar çeken, tanımadığı biriyle yapılan sohbet esnasında o kişinin konuşma üslubuna bakarak kişiliği hakkında net düşüncelere varabilecek bir karakter. Raskolnikov dış dünyadan soyut yaşayan içinde bazı değerler taşıyan ve o değerler doğrultusunda kendi ideallerini açığa çıkarmakla diğer insanlardan farklı, yani onlar gibi romanda da değinildiği üzere "bit" gibi sıradan yaşayışa karşı olduğunu ve tam aksine dünya tarihine yön veren, yaptıkları milyonlarca cinayete rağmen şimdilerde de halkın onlardan övgülerle bahsettiği liderleri örnek alır. Yani bir nevi Napolyonvari bir üst kişilik edinme çabasındadır. Raskolnikov'un amacı onlar gibi kibirli, gaddar, gösterişli bir hayatı değil de işlemiş olduğu cinayetle halkın kanını emen tefeci kadını ortadan kaldırarak
Edebiyat
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2015194,1bin okunma
Puan vermedi·208 syf.·
2018 10. kitabı
Dursun Özden, ünlü büyük Türk ve Dünya şairi olan Nazım Hikmet'in dört kez hayatını kurtaran Dr. Galina ile olan söyleşiyi, Rusya'ya yaptığı yolculuğu ve Nazım'ın hiç bilmediğimiz yönlerini, onun yaşantısına dair ayrıntıları Dr. Galina aracılığıyla kaleme alır. Bu kitapta Nazım'ın gerek Türkiye'de gerek yurt dışındaki yaşantısına dair pek çok bilgiye erişebilirsiniz. Hayatına giren kadınlar ve bu kadınlarla çoğunlukla siyasi şartlar olmak üzere başka nedenler yüzünden de ayrılıklar yaşanmıştır. Nazım Türkiye'de özgür olamadığını, siyasi görüşlerinden dolayı hedef olarak gösterilmeye başlandığı bir ortamda yıllarca hapis yatmasından sonra Sovyet Rusyası gibi özgürlükçü, fikirlerini açıkça ifade edebileceğini düşündüğü bir ülkeye kaçar fakat burda da bir takım sıkıntılar yaşadıktan sonra yine özgürlüğünün kısıtlandığını düşünür ve bu yüzden intiharın eşiğinden döndüğü de rivayet edilir. Kitapta yer yer mektuplaşmalar görülmektedir. Bunların çoğu Galina ve Münevver ile olan mektuplar olmak üzere dönemin sanat insanlarının da Nazım'ın hayattayken veya ölümünden sonra yazdıkları mektuplar yer almaktadır.
Galina'nın NazımıDursun Özden · Kategori · 201718 okunma