Rana

Rana
@hulilyum
okuduklarım, düşündüklerim
Puan vermedi·368 syf.··
2026 8. kitabı
Bitirdim Uzun zamandır elimde olan bir kitaptı. İlk, filmini izledim ama kitabını gerçekten merak edip okumak istiyordum, sonunda okudum. Kitabın son sözünde, İthaki Yayınlarına ait çevirisinde yazan bir cümleyi eklemek istiyorum “İkna, onun dört kanonsal romanı arasında en az popüler olanıdır çünkü en tuhaf olanıdır.” Gerçekten en tuhaf hissettiren kitabıydı Mansfield Park tan sonra daha da farklı geldi. Jane Austen okuyorum ben şu an ama nerede Elizabeth, nerede Emma? Tabi Austen okuduğumu hissediyorum çünkü alışılagelmiş kalemini, nasıl yazdığını, okuduğum diğer kitaplarından çok aşinayım. Beni farklı bir şekilde etkileyen “Jane mi bunu yazan?” dediğim kitabı Northanger Manastırı olmuştur. Gerçekten alıştığım Austen tarzından farklı gelmişti. İkna onun kadar farklı gelmedi. İkna ile devam edecek olursam, Anne aslında her şeyin farkında olan biri ama 20-21 yaşlarında ailesinin içinde en değer verdiği kişi tarafından ‘ikna’ edilebilmesi bana tuhaf gelmedi. Ve neden Jane Austen’in diğer karakterleri gibi hemen kendi isteklerinin peşinden gitmedi ki diyemedim. Kitapta o 8 senenin geçmesinden sonra iki karakterin o kavuşamayabileceklerinin hüznü geçiyor tabi. Çünkü zaman ilerlese bile Anne ikna edilmiş olsa bile hep onu beklemiş ve beklemeye devam ediyor kalbinin veya aklının bir köşesinde. Onu görmek istiyor ama bahaneler buluyor, görünce heyecanlanıyor, onun o hallerini hissetmek de hüzünlü ama güzel hissettiriyor. Anne gerçekten çok sakin bir karakter, Akıl ve Tutku karakteri olan ‘Elinor’ kadar çok katı fikirleri ve kuralları olmasa da sakinlik bazında benim benzettiğim yerler vardı, altını çizerek söylüyorum ki aynı karakter tiplerinde değillerdi ama duygu olarak aklıma o karakter geldi. Anne, iyi bir karakterdi onun o iyiliği, sakinliği, olması gereken olur tavırları ama bir şeyleri
Edebiyat
İknaJane Austen · İthaki Yayınları · 20223,540 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·136 syf.··
2026 4. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 13:40
Bitirdim Tuhaf hisler yaşatan ve bana çok sinir yükleyen bir kitap oldu. İlk kısmı okuyup ara vermiştim. O kısma kelimelerim kifayetsiz kaldı yani. İkinci kısım böyle olmaz derken daha da yükledi bana. Neyse böyle sinir oldum falan diye başladım ama kitabı beğendim. Yalın bir anlatımı vardı, sadece ben bu tarz kitaplarda birinci ağız anlatımını daha çok seviyorum sanırım. Daha sonra ismi ‘bir aşk’ olsa bile aşk yoktu yani bu bir aşk değildi. Kadın karakter olan Nat, şehri terk edip ve işini de bırakıp, kırsala taşınıyor. Orada tek başına yaşarken hemde bir kadın olarak, başından geçenlere ve olaylara verdiği tepkileri okuyoruz. Böyle şirin şirin “Ay şehirden kaçtım, kırsal çok güzel zaten işi de bıraktım kendi kendimeyim.” tarzında bir kitap asla değildi. Hatta valla git şurdan git yaşa metropolde yetti artık dedim, 30’lu sayfalardan sonra… Genel olarak kitabın anlatımını falan beğendim. Yukarıda da bahsettiğim gibi. Sadece sinir dolu olduğum çok an oldu. Erkek karakterlerin gericiliği olsun, o kırsal halkın dedikodu sevdası olsun, o ev sahibi(bir şey derdim buna ben ama neyse). Kadın karakterle de çok iyi anlaştığım söylenemez şahsen genel olarak sevdiğim bir karakter yok. Olumsuz yorum yaptığımı düşünmeyin lütfen okumak isterseniz öneririmmm
1000Kitap
Bir AşkSara Mesa · Sel Yayıncılık · 2025256 okunma
Puan vermedi·494 syf.··
2025 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2025 14:29
“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem de hiçbir şeyimiz yoktu…” Kitabın adı İki Şehrin Hikayesi, yazar kitapta Londra ve Paris’i ele almış. Fransız Devriminin başlangıcı ve etkileri üzerine yazılmış bir kitap. İlk başlarında içine girememiştim kitabın ama devam ettikçe gerçekten beğendiğim ve acaba ne olacak daha deyip merak ettigim bir kitap oldu. Fransız Devrimini ele aldığı için aslında tarihte o dönemleri biraz biliyorsanız, fikriniz varsa kitabı biraz daha iyi anlayabileceğinizi düşünüyorum. O zamanda olan hukuksuzlukları, aç kalan bir halk varken partiler veren üst tabakayı, borçlar yüzünden halktan alınan ağır vergileri ve bunun sonucunda oluşan bir devrimi. Hatta soyluların halka açsanız çimen yiyebilirsiniz dediği bir dönem. Kitaptan bir alıntı daha bırakayım hatta “Ülkeyi yönetenlerin bir eli yağda bir eli baldaydı ve bunun bu şekilde ilelebet sorunsuzca süreceği fikri hakimdi.” öyle bir emin durumdan nerelere geldiler. Tabi şunu eklemek istiyorum devrim olduktan sonrada halktaki intikam ateşi çok yüksek yanıyor ve haklı haksızı ayırmadan herkesten intikam almaya çalışıyorlar. Düşününce kendi yorumum hiçbir şey tam anlamıyla ve layıkıyla yapılmıyor aslında dünyada ya. Giyotin o zamanlarda en ünlü idam malzemesi oluyor. Her gün onlarca kişi idam ediliyor. Mahkemeler yapılıyor ama savunma hakkı yok diyebiliriz. Bir anda suçlanıp hapse atılabiliyorsunuz. Ağır bir kitaptı ama hoşuma giden bir kitap oldu. Karakterlere girmedim çünkü çok uzun olacaktı. Karakterler olayları anlayabilmemiz için çok güzel aracılar oldu. Genel olarak okumadıysanız okumanızı öneririm.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,4bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2025 13. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mart 2025 01:32
Alıntılarla başlıyorum “Ah, hiç kimse. Özel biri değil.Önemsiz bir adam.” “Sizi sevmek, bir kadının başına gelebilecek en korkunç trajedi.” Önemsiz bir kadın olarak başladı ve önemsiz bir adam olarak bitti diyebilirim. Bir tiyatro yazısıydı, olaylar anlaşılmayacak gibi değil kolayca anlaşılacak gibi ama fikirlerin altıda boş değildi diyebilirim. Tiyatro, Viktorya döneminde geçiyor. Kadınlar hakkında çok fikir dönüyordu. Kendine Ait Bir Oda geliyor aklıma böyle olunca bir alıntı vardı orada ‘•Samuel Butler neden “Akıllı adamlar asla kadınlar hakkındaki fikirlerini söylemez” der? Görünüşe bakılırsa, akıllı adamların başka bir şey söylediği yok.’ Bu alıntı aklıma düştü alakası var veya yok. Kadınlar hakkında, hakkı olan şeylerin onlara verilmesi için bile erkeklerin tartışması…Tartışmasız verilmesi gereken hakkı, ezelden beri olması gereken şeylerden bahsediyorum, tartışmaya açık değil. Neyse ben bu tiyatro kitabını beğendim, bazı karakterlerden nefret ettim bazılarını sevdim. Tezat düşünceler ve sonunda ortaya çıkan kendini çok önemli sanan bir önemsiz adam. Okumak isterseniz öneririm, eğer yanlış bir şey yazmışsam affola diyorum ve gidiyorum.
1000Kitap
Önemsiz Bir KadınOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20246,7bin okunma
8/10
·80 syf.··
2025 24. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2025 22:08
Selamlar Beğendim diyerek başlıyorum bu sefer Daha okumaya başladığım anda seveceğimi anladım. Karakterin adı ‘Dina, Adine” ama anlatırken ismini kullanmayacağım sanırım. Kadının sevgilisinden ayrılması ile daldığı o boşluktan ve hatırladığı eski anları anlattığı hatta diyor ki bir yerde “Ve buna rağmen, şimdi sana hayatımı anlatmak istediğimde sanattan pek söz edemeyeceğim, hatta kendine küçücük bir yer bile açamayacak; oysa bireysel bilincimde hiç yeri olmayan, benim için hep gölgede ve belirsiz kalmış olan şeyler devasa boyutlarda ön plana çıkmak zorunda kalacak.” Sonra başlıyor anlatmaya, ailesinden bahsediyor, bakıcısından ve onun kocasından bahsediyor ona nasıl davrandığını ve onun neden bu davranışla gülümsediğini daha çocukken anlamlandırmaya çalışıyor. Ailesinin sanat tutkusunda ona nasıl davrandığını da görüyoruz. Ah ama işte aşık olması yok mu… Babasının ölümünden sonra annesiyle birlikte aşık ve nişanlı olduğu kuzeniyle(Benno) kalmaya başlıyorlar ama babasıyla birlikteyken olan şartlar değişiyor. Benno, psikiyatrist ve başarılı da. Dina bir süre sonra onun istediği karaktere bürünmeye çalışıyor. Sanatı, resmi unutuyor. Onu sevdiğim için yapmam gerekiyor, onu seviyorum bu yaptıklarımı bende istiyorum aslında gibi. İşte yaşam enerjisi sönüyor. Daha sonra Benno nişanı bozuyor ve kadında Paris’e sanatını devam ettirebilmek için gidiyor. Kendine orada güzel bir hayat kuruyor. Daha sonra geri döndüğünde erkek karakterin tekrar dönmek istemesi, bazı huylarını değiştirmesi falan olmadı olmayacak yani. Karaktere ısınamadım zaten kitabın sonunda verdiği tepki olsun “seni seviyorum” gibi şeyler söyledikten sonra o geleneksel halinden çıkamaması. Kısacası erkekti yani. Kafasında kurup bitirdi tekrardan. Ben kitabı çok sevdim, detaylı anlatmış gibi olsam da çok çok
1000Kitap
ArayışlarLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma