2017 yılında okumuştum Vejetaryen’i. O zaman farklı ve akıcı bulmuştum sadece. Ama şimdi, Han Kang’ın üç kitabını da okuduktan ve biraz da yaş aldıktan sonra başka gözlerle okudum aynı kitabı.
Yonghe’nin gördüğü rüyalar sonrası vejetaryen olmasıyla başlıyor hikaye. Yonghe giderek içine dönüyor, sosyal ilişkileri azalıyor.
Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde eşin bencilliği, ikinci bölümde eniştenin yetersizliğinden beslenen fantezileri ve son bölümde ablanın pişmanlığı ön plana çıkıyor. Kitap bitirince şunu fark ediyorum: kimse Yonghe ile konuşmuyor, gerçekten gözlerinin içine bakıp da sormuyor neden böylesin-içinde neler oluyor diye~
.
Yonghe bir rüyadan uyanıp vejetaryen olmuyor aslında, onun yaşadıkları ve artık yaşamdan bir beklentisi kalmaması asıl problem. Sonra bedenine sığmıyor ruhu, olduğu yere ait hissetmiyor kendini, başkasıyla iletişime geçmek bile istemiyor.
Doğa istediği şey için biçilmiş kaftan: kimse birbirinin canını bile isteye yakmıyor. Güneş ısıtıyor, köklerinden su geliyor bitkilere.
Kimsenin-hiçbir şeyin canını yakmak ve artık acı duymak istemiyor Yonghe.
.
Vejetaryen ile Man Booker ödülünü kazanan Han Kang’ın bu sene Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanması pek çok kişi için beklenmedik olsa da ben çok mutluyum. Bireysel ve toplumsal travmaları incelikle işleyen bir yazar olduğunu düşünüyorum çünkü. Umuyorum diğer eserleri de yakın zamanda dilimizle buluşacak, şimdiden okumak için sabırsızlanıyorum ~
.
Göksel Türközü çevirisiyle ~