Hümanizm / Ütopya / Sosyalizm...
8/10
·249 syf.··
2026 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 19:22
Sevgili okurlar, sevgili yazarlar, sevgili Ütopyalılar, sevgili Romalılar... Sosyalizm açısından bir devrim niteliğinde olan eserin yazarı Thomas More, yaşadığı dönemde (1478 - 1535) gördüğü, tecrübe ettiği halkın, kilisenin ve krallıkların yaşanmışlıklarından yola çıkarak hümanist kimliğinin de etkisiyle kusursuz bir devlet tasarladı ve bu devletin adını 'Ütopya' bıraktı. Thomas More, her ne kadar koyu ve muhafazakar bir Katolik Hristiyan olmasına rağmen büyük bir tezat oluşturacak şekilde eserinde hümanizm, reform ve rönesans hareketlerinin izleri görülmektedir. Bu çelişkinin altında yatan sebepleri öğrenmek için yazarın hayatı ile birlikte günümüze kadar ulaşmış mektuplarını da incelemek gerekiyor. Ütopya kitabının adı, bir ad olmaktan çıkıp bir edebi eser türünün genel adı olması ve diğer eserlere ihlam kaynağı olması nedeniyle de okunmayı sonuna kadar hak ediyor. Gerçi ütopik tarzda kaleme alınan eser sayısı, distopik tarzda kaleme alınmış ve tehlikeli, kaotik toplumlar ile geleceği anlatan eserlere kıyasla çok daha azdır. Bunun sosyolojik nedenlerini merak edenler, bu husustaki inceleme ve araştırma kitaplarını inceleyebilirler. İyi okumalar diliyorum.
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,7bin okunma
10/10
·223 syf.·
2026 11. kitabı
Marie France Hirigoyen , 1978 yılından beri tıp doktorluğu yapan, 1949 doğumlu bir Fransız psikiyatrist ve aile psikoterapistidir. ABD’de viktimoloji (mağdurbilim) eğitimi alan Hirigoyen, Fransa’da "manevi taciz" (harcèlement moral) kavramının gelişmesini sağlayan bir kişidir. Özellikle "psikolojik taciz (mobbing)" ve "narsisistik sapkınlık" konularındaki çalışmalarıyla tanınmaktadır. "Manevi Taciz: Gündelik Hayatta Sapkın Şiddet (1998)" adlı incelemesi çok satanlar listesine giren ve 24'ten fazla dile çevrilen en temel eseridir. Bu eserinde psikolojik tacizin yıkıcı etkileri ve acı çekme, depresyon, travma konularını ele alınmaktadır. Bu kitabının hem Fransa'da hem de dünya genelinde büyük ses getirdiği bilinmektedir. Yazar, iş yerinde ve özel ilişkilerde uygulanan sinsi psikolojik şiddeti tanımlamış ve bu durumun hukuksal bir suç olarak tanınmasına öncülük etmiş. Genel anlamda mobbingin kurumsal boyutlarını incelemektedir. Çalışmaları Fransa'da iş yerinde psikolojik tacizi cezalandıran yasaların çıkarılmasında hukuki açıdan da etkili bir rol oynamış. "Malaise Dans Le Travail (2001)" (İş Yerinde Sıkıntı), "Femmes Sous Emprise (2005)" (Baskı Altındaki Kadınlar) ve "Abus de Faiblesse et Outres Manipulations (2012)" (Zayıflığın Kötüye Kullanılması ve Diğer Manipülasyonlar) gibi diğer önemli eserlerinin henüz bir Türkçe çevirisi bulunmuyor fakat akademik çalışmalarda sıkça referans gösterilmektedir. Yazarın narsisistik kişilik bozukluğu olan bireylerin, kurbanlarını nasıl manipüle ettiğini ve duygusal olarak nasıl tükettiğini detaylandıran çalışmaları da bulunmaktadır. "Narsisistler İktidarda (2019)" ise dilimize kazandırılan ikinci eseridir. Hirigoyen'in eserlerinin akademik derinliğe sahip olmasının yanı sıra halk tarafından da kolayca anlaşılabilecek bir dille yazıldığını belirtmekte fayda
Psikoloji
Narsisistler İktidardaMarie France Hirigoyen · İletişim Yayınları · 202130 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hasta siempre, Ernesto!
8/10
·240 syf.··
2026 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 12:53
Sonrasında yaşanacak o korkunç acıya rağmen Che'nin karısı olmak ister miydim diye sordum kendime. İsterdim. Sanıldığının aksine ya da aksettirilmek istenenin aksine duygu adamıymış aslında Che.. Bunu yaptığım diğer okumalarda da görmüştüm. Son derece romantik, son derece duygu dolu bir iç dünyası var. Karısına öyle aşık ki.. Güzel seven, güzel adam.. Mektuplarını ve şiirlerini okurken karısının yerinde olmak istememek imkansız! Aynı evi, hatta aynı ofisi senelerce paylaşmanın bile gerçek aşka dokunamadığını görüyorsunuz. Zaman zaman, hatta çoğu zaman, birbirlerini çocuklarından önce tutuyorlar. Bunu yargılamadım, hatta iflah olmaz bir romantik olarak hoşuma bile diyebilirim. Devrim gereği, kendisinin de dediği gibi duygularını rafa kaldırması gerektiğinden, kimileri onun acımasız bir katil olduğunu söyleyecektir. Ama ben daha çok ince ruhlu bir adam gördüm. Hatta bir hümanist. Zaten çıktığı bu yol da tüm insanlık adına değil miydi? Kısacası adam gibi adam, güzel adam Che. Umarım bir gün, bir yerde, o çok sevdiğin Aleida'n ile tekrar buluşursun. Huzurla uyu artık.
İnsan ve Duygular
Che ile YaşamımAleida March · Ceylan Yayınları · 20223 okunma
Devrimin Ana'sı
Puan vermedi·295 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 13:54
Kitap 1905 devrimi sonrasında Rusya'daki sosyal ortamı ve siyasal atmosferi güzel yansıtmaktadır. İlgi çeken nokta ise seçilen "Ana" figürüdür. Bu metafor hem bireysel uyanıştan toplumsal bilince, hem aile yapısının ve annelik duygularının bilinçle harmanlanmasına hem de kadın hareketinin devrimlerin temelini nasıl oluşturduğuna dikkat çekmektedir. Bu yönüyle eser Gorki'nin devrimci düşünceleri ve sosyalist Rusya'nın temel dinamiklerini ortaya koymakla birlikte diğer Rus klasiklerinden farklı olarak devrimi sadece sınıfsal değil, toplumsal cinsiyet rejimini sarsan bir süreç olarak işlemektedir. Kadın hareketlerinin batıda yeni yeni filizlendiği ve doğu toplumlarında (ki Rusya tam olarak ne doğu ne de batı devletidir) henüz yer edinmeye başladığı bir ortamda sınıf temelli sosyalist devrimin sadece aristokrasiye değil patriyarkaya da başkaldırması gerektiğini ortaya koyan güzel bir örnektir. Başlarda fedakar, pasif ve özel alanla sınırlandırılmış kadın 'Ana' daha sonra kamusal ve politik alana geçiş yaparak kolektif cesarete ulaşır. Ataerkil düzenin çizdiği sınırları yıkarak kendisini yeni düzen içinde aktif bir şekilde oturtan kadın, sadece ezilen işçi sınıfının değil, tüm kadınların da bir örneğini teşkil edecek bir yapıya bürünmüştür. Bu bağlamda devrim, tamamiyle her türden monarklığa meydan okuyarak hümanist bir vücuda bürünür ve toplumsal cinsiyet sınırlarını da yıkar.
AnaMaksim Gorki · İkon Yayıncılık · 199734,4bin okunma
-SON-
Puan vermedi·765 syf.··
2025 36. kitabı
• Modern Psikoloji Tarihi – Duane & Sydney Schultz • Psikolojinin 1879’dan günümüze bilim oluş hikâyesi. Wundt’tan başlayıp yapısalcılık, davranışçılık, psikanaliz, Gestalt, hümanist ve bilişsel devrim olmak üzere tüm büyük ekolleri ve kurucularını kronolojik anlatır. Herkesin hayatını, fikirlerini, skandallarını ve katkılarını samimi bir dille verir. • Yorumum Ders kitabı gibi duruyor ama roman gibi okunan efsane bir eser. Freud’dan Skinner’a herkesin “insani” yönünü de gösteriyor. Psikolojiye meraklı olan herkesin mutlaka okuması gereken 1 numaralı kitap. • Kahve + kek eşliğinde başucunuzda dursun! • Herkese keyifli okumalar diliyorum ..! • ⁠Kitaplarla kalınız..!
Modern Psikoloji TarihiDuane P. Schultz · Kaknüs Yayınları · 2001477 okunma
Puan vermedi·159 syf.··
2025 90. kitabı
Dua: Ali Şeriati'nin İbadetten Devrime Köprüsü Ali Şeriati, modern İslam düşüncesinin en ateşli kalemlerinden biri olarak, geleneksel dinî kavramları sosyolojik ve devrimci bir mercekle yeniden yorumlamasıyla hafızalara kazınmıştır. 1933-1977 yılları arasında yaşayan Şeriati, Paris'te aldığı sosyoloji eğitimiyle Batı felsefesini (özellikle Camus'nün absürd felsefesi ve Fanon'un sömürgecilik eleştirileri) İslamî kaynaklarla harmanlamış, İran Devrimi'nin manevi mimarlarından biri olmuştur. Dua (orijinal adıyla Namāz), 1970'lerde yazılmış ve konferanslarından derlenmiş bu kısa ama yoğun eser, namazı pasif bir ritüelden çıkarıp, bireysel ve toplumsal özgürleşmenin bir aracı olarak konumlandırır. Yaklaşık 100 sayfalık kitap, namazın "dua" kökünden gelen özünü –yani "çağrı" ve "istek" anlamını– merkeze alır ve okuru, ibadeti devrimci bir bilinçle yeniden keşfetmeye davet eder. Bu inceleme, Şeriati'nin özgün bir okumasını sunarak, eserin anti-ritüalist eleştirisini, tevhidî hümanizmini ve günümüz sekülerleşme tartışmalarındaki yerini irdeleyecektir.Eserin temel tezi, namazın salt bir fiziksel hareket değil, "insanın Allah'a ve zulme karşı isyanı" olduğudur. Şeriati, namazı "dua" olarak etimolojik bir köke oturtur: Dua, kölelerin efendiye yalvarışı değil, özgür bireyin Yaratıcı'ya eşitlik ve adalet talebidir. Geleneksel namazın biçimciliğini sertçe eleştirir; secdeyi "ego'nun teslimiyeti" olarak yorumlarken, rükûyu "eşitlik jesti"ne dönüştürür. İslam'ın devrimci mesajını burada bulur: Namaz, cahiliye putlarını yıkmak gibi, bireyi sınıf zincirlerinden kurtarır. Şeriati, bunu Marksist yabancılaşma kavramıyla sentezleyerek, modern insanın "duasız" yaşamını bir zindan olarak teşhis eder: Kapitalizm ve kolonyalizm, duayı tüketim ritüeline indirger; birey, ilahî çağrıya kulak
Düşünce
DuaAli Şeriati · Fecr Yayınclık · 20131,184 okunma