Dua: Ali Şeriati'nin İbadetten Devrime Köprüsü
Ali Şeriati, modern İslam düşüncesinin en ateşli kalemlerinden biri olarak, geleneksel dinî kavramları sosyolojik ve devrimci bir mercekle yeniden yorumlamasıyla hafızalara kazınmıştır. 1933-1977 yılları arasında yaşayan Şeriati, Paris'te aldığı sosyoloji eğitimiyle Batı felsefesini (özellikle Camus'nün absürd felsefesi ve Fanon'un sömürgecilik eleştirileri) İslamî kaynaklarla harmanlamış, İran Devrimi'nin manevi mimarlarından biri olmuştur. Dua (orijinal adıyla Namāz), 1970'lerde yazılmış ve konferanslarından derlenmiş bu kısa ama yoğun eser, namazı pasif bir ritüelden çıkarıp, bireysel ve toplumsal özgürleşmenin bir aracı olarak konumlandırır. Yaklaşık 100 sayfalık kitap, namazın "dua" kökünden gelen özünü –yani "çağrı" ve "istek" anlamını– merkeze alır ve okuru, ibadeti devrimci bir bilinçle yeniden keşfetmeye davet eder. Bu inceleme, Şeriati'nin özgün bir okumasını sunarak, eserin anti-ritüalist eleştirisini, tevhidî hümanizmini ve günümüz sekülerleşme tartışmalarındaki yerini irdeleyecektir.Eserin temel tezi, namazın salt bir fiziksel hareket değil, "insanın Allah'a ve zulme karşı isyanı" olduğudur. Şeriati, namazı "dua" olarak etimolojik bir köke oturtur: Dua, kölelerin efendiye yalvarışı değil, özgür bireyin Yaratıcı'ya eşitlik ve adalet talebidir. Geleneksel namazın biçimciliğini sertçe eleştirir; secdeyi "ego'nun teslimiyeti" olarak yorumlarken, rükûyu "eşitlik jesti"ne dönüştürür. İslam'ın devrimci mesajını burada bulur: Namaz, cahiliye putlarını yıkmak gibi, bireyi sınıf zincirlerinden kurtarır. Şeriati, bunu Marksist yabancılaşma kavramıyla sentezleyerek, modern insanın "duasız" yaşamını bir zindan olarak teşhis eder: Kapitalizm ve kolonyalizm, duayı tüketim ritüeline indirger; birey, ilahî çağrıya kulak