İslâm Hukuku'nda harb ganimetlerinin beşte biri, âmme hizmetlerine sarf edilmek üzere "Beytü'l-Mâl"e aiddir. Osmanlılar, buna Farsça bir ifade ile "Pençik Kanunu" derlerdi. Şia, Arapça bir kelime olan "humus"u tercih etmiştir. Fakat bunu harb ganimetinden değil, normal kazançtan alırlar. Çünkü Şiîlerin tarih boyunca hiçbir gayr-i müslim devletle harb ettikleri görülmemiştir. Onların yegâne gâyeleri, Ehl-i Sünnet Müslümanları'nı şiîleştirmekten ibaret olarak müşahede edilmektedir. Üstelik normal kazançtan alınan "humus" devlete değil, din sınıfına ödenir. Bu sebeple Şia'da din adamları, İslâm'ın şiddetle reddettiği "ruhbanlık" benzeri bir teşkilâta sahiptir. Bunun en bâriz göstergesi "velâyet-i fakîh" ve "âyetullah" gibi yakışıksız sıfatlarla mücehhez din adamlarının mevcudiyetidir.
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Din
“Hama Katliamı'nın işaret ettiği bir başka gerçek, Suriyeli Sünnilerin Nusayrî rejimiyle ilişkilerinin derinliğiydi. Şehrin bombalanmasına nezaret eden Savunma Bakanı Mustafa Talas, Humus'lu bir Sünnî idi. Kuşatmada çok sayıda Sünnî asker bilfiil görev alırken, Saîd Ramazan el-Bûtî gibi Sünnî din adamları da Müslüman Kardeşler'in karşısında mevzilenmişti. Gelecekteki bir ayaklanmada, Sünnî kesimin rejime aynı şekilde destek vermesi sürpriz olmazdı. Olmadı da.”
Sayfa 21 - 70 Yıl Sonra
Reklam
Din ticareti
Zirâ farz olan zekat kırkta bir (1/40) iken Şii alimler tüm kazancın beşte birini (1/5) humus olarak almaktadırlar.
Sayfa 282
Din
Şii Harfûş ailesi erken modern dönemde Osmanlı eyaletlerindeki tımar sahiple- rinin pek çok bakımdan tipik bir örneğiydi. Fetihten önceki dönemlerden beri aşiretlerinin içerisindeki uyum, savaşçılıkları, önde gelen benzeri ailelerle olan ilişkileri ve Bekaa Vadisi'ndeki On İki İmamcı cemaat içindeki (din âlimleri ve mabetlerin koruyucuları olarak) saygınlıkları sayesinde, devletin yerel temsilcileri olmaları onların adeta kaderi haline gelmişti. Harfûşlar imparatorluğun askeri teşkilatına "emir" sıfatıyla entegre edilen ilk aşiret reisleri arasında yer alırken, 16. yüzyıl sonlarındaki mali reformlardan sonra, Humus, Tedmür ve Baʻalbek gibi ikincil derecedeki sancaklarda idarecilik unvanları verilmesinin yanı sıra toplu vergi tahsili anlaşmaları yapılan aşiretlerin ilkiydi. Sahip oldukları güç ve kaynaklar bakımından kısa süre içinde onları geride bırakan Dürzi Maʻnoğulları gibi Harfûşların dini inançları da daha fazla destek ve pay almak için giriştikleri sonu gelmeyen mücadelede Osmanlı devlet yetkilileri açısından esas itibariyle hiçbir önem taşımıyordu. İltizam tahsisi için doğal olarak verilen mücadele çoğu zaman nüfuz elde etme ve Osmanlı eyalet yetkilileri arasında daha fazla kabul görme amacıyla daha geniş kapsamlı bir çekişmeye dönüşüyordu. Bu çekişme içerisinde Harfûşların bağımlı ve daha zayıf olması onları pek çok devlet yetkilisinin gözünde mali ihtiyaçlara göre kullanılıp sonra bir kenara atılabilecek ideal ortaklar haline getirmiş olmalıdır. Harfûş emirleri ve benzerleri esas itibariyle Osmanlı tarafından yaratılmışlardı.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Alıntı
Onu kim vurmuştu? Büyük ihtimalle asla bilinemeyecekti. İsyan zamanlarına has tesadüfler. 
Sayfa 352 - Livera Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Vatanımız gezegendir; lisanımız tabiatın şarkısıdır; liderimiz yaşamın ta kendisidir. 
Sayfa 348 - Livera Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam
Reklam