Zatına hoşça bakabilmek evrene de hoşça bakabilmek demektir. Bir mikrokozmos olarak insan, kendi içsel bütünlüğünü sağlayabildiği ölçüde alemle uyumlu olmayı başarır.
O halde uyanık oalım.
Huş der dem. Aldığımız her nefesin farkında olarak temaşa edelim evreni. Nefes ayıklığı...
İki nefes arasında, doğum ve ölüm arasında hep "an"da ve "huzur"da olmak: Tam bir bilinç ve bütünlük bali.
Kendine İyi BakM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 20251,563 okunma
Bugün bir ağaca bakış, çoğu kez çıkar ve tüketimle sınırlı. Onların gözünde bir ağaç, yalnızca kuru bir kütükten ibarettir. Oysa gerçekte yaşamın gizli taşıyıcısıdır.
İşte Fransız yazar Jean Giono’nun öyküsü bunu gösteriyor: sabırla, sevgiyle ve inançla doğayı yeniden ayağa kaldıran bir insanın sessiz mucizesini.
Karakterimizin adı Elzéard Bouffier. Eğitimsiz, yalnız bir çoban. Elinde sadece meşe palamutları ve demir bir çubuk var. Önce palamutları ekmeye başlıyor ama bununla yetinmiyor. Zamanla kayın, huş, akçaağaç ve ıhlamur fidelerini de kararlılıkla toprağa emanet ediyor. Doğa da ona karşılık veriyor. Çorak toprak yeşeriyor, dereler yeniden akıyor, köyler canlanıyor. Tek bir insanın emeği, bir bölgenin kaderini değiştiriyor.
Giono’nun dili yalın ve anlaşılır. Oğuz Demir'in illüstrasyonları ise ağaç sevgisini ve doğanın dirilişini görsel bir motif olarak güçlendiriyor.
Fransız yazar, en sevdiği düşüncelerden biri olan ağaç dikme fikrini, yarattığı kurmaca bir karakter aracılığıyla okura sevdirmeyi başarmıştır.
Ancak bizim ülkemizde gerçek kahramanlar vardır. En başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bir çınarın kesilmesine izin vermemiş, köşkün kaydırılmasını istemiştir. Emekliliğinin ardından tam otuz iki yıl boyunca Şaban amca, ıssız topraklarını binlerce fidanla yeşertmiştir. ‘Ağaç kesilmesin, ormanlar yaşasın’ diyerek gövdesini siper eden rahmetli Zehra Ninemiz de aynı bilinci taşımıştır. Çünkü onlar biliyordu: ağaç yaşamın ta kendisidir.
Boyutunun küçüklüğüne karşın, taşıdığı anlamla günümüzde ormanların yok edilişine karşı güçlü bir cevap niteliğinde.
Yetişkinler kadar çocukların da keyifle okuyabileceği bu kitabı içtenlikle öneriyorum.
Ağaç Diken AdamJean Giono · Everest Yayınları · 20142,337 okunma
Yazar Hermann Hesse ile öyle bir yolculuğa çıktım ki hayran kaldım. Onunla yalnızca doğanın büyüleyici ve sonsuz dünyasında dolaşmadım.
Ağaçlar kitabı, yeşil dünyayı betimlemekten öte; insanın ruhunu, hatıralarını ve duygularını doğa üzerinden anlatan bir içsel güncedir.
Ormanın derin patikalarında, ağaçların gövdelerinde ve yaprakların salınımında yazarın dünyasına ait izleri takip ederken kendimi bir anda içsel bir yolculukta buldum.
Her bölümde bir ağaç bir karaktere dönüşüyor: huş inceliğiyle zarafeti, meşe direnciyle mücadeleyi, kestane gölgesiyle hatıraları taşıyor. Yaprakların dökülüşü kabullenişi, kırık dallar hayal kırıklığını, baharın gelişi yeniden doğuşu simgeliyor. Yalnızlık, özlem, sitem, veda... Hepsi doğanın diliyle aktarılıyor.
Hesse’nin tasvirleri ressamın gözüyle çizilmiş, şairin kalbiyle yazılmıştır.
Ağaçlar, doğanın ve insanın birbirine ayna olduğunu hatırlatan; kısa ama derin bir yolculuktu benim için.
AğaçlarHermann Hesse · Kolektif Kitap · 20195,1bin okunma
Herkese Merhaba
Bugün sizlere Frederick H. MartensNorveç Masalları kitabının yorumu ile geldim
Nisan ayının sıradaki kitabı 2019 yılı basımlı 220 sayfalık bir kitap
•Dün İskandinav mitolojisinin o heybetli tanrılarına, rünlerine ve sert dünyasına hızlı bir giriş yapmıştık; bugün rotayı biraz daha halkın içine, o sisli dağların arasından süzülüp gelen Norveç Masalları’na kırıyoruz.
•İçinde tam 32 farklı masal barındıran trollerin nefesini, kuzey denizlerinin tuzunu ve o meşhur soğuk rüzgarları hissedeceğiniz bambaşka bir atmosfer var. Her masalın kendine has, o masalı anlatan şahane çizimlerle anlatılması da tam bir görsel şölen.
Sizin için favori dört masalımı özetledim, kaydırmalı postta da çizimlerini görebilirsiniz:
•Per Gynt: Kvam bölgesinden cesur bir keskin nişancının hikayesi. Dağlarda karşısına çıkan eciş bücüş şeyle imtihanı tam bir zekâ gösterisi. Hele trollerin Noel gecesi eve doluşup Per'in ayısını kedicik sanıp sevmeye kalkmaları ve sonra o kediciğin gazabıyla kaçışları... Okurken çok keyif alacaksınız.
•Fırtına Büyüsü: Bir Pazar çocuğu olarak doğan ve görünmez cadıları görebilen altıncı hissi kuvvetli bir miçonun macerası. Gemiyi batırmaya ant içmiş üç cadıya karşı, huş ağacından yapılan büyülü sicimlerle verilen o mücadele inanılmazdı. Fırtına dindiğinde denizin neden kan rengine büründüğünü okuduğunuzda şok olacaksınız.
•Beyaz Ülkedeki Üç Prenses: Bir sandalla akıntıya kapılıp Beyaz Ülke'ye ulaşan bir gencin, kafalarına kadar toprağa gömülü üç prensesi kurtarma çabası tam bir destan. Dokuz başlı trollerin sopalarına dayanıp Kuzey Rüzgarı'nın kanatlarında sevdiğini arayışı masalsı bir yolculuk.
•Güneş'in Doğusu ve Ay'ın Batısı: Bir beyaz ayının sırtında başlayan macera, mumdan damlayan üç damla donyağı lekesiyle bozulan bir büyü ve dünyanın ucuna kadar süren sadakat dolu
Norveç MasallarıFrederick H. Martens · Maya Kitap · 2019100 okunma
Yazarın kitabında en çok etkileyici bulduğum her şey olmuş bitmiş derken kıymetsiz görünen bir detaya anlam yükleme becerisi. Sevgili Hus'un gücüne devam etmeye devam edeceğim
Ciddi bakışlı, griye çalan açık mavi gözlü kızıl saçlı on altı buçuk yaşında olan Anne, Marilla ve Matthew Cuthbert kardeşler tarafından evlat edinilmiştir. Green Gables’da bir çiftlikte yaşamaktadırlar. Matthew’in ölümünden sonra Anne, Oueen’s Akademisinden sonra Avonlea’da öğretmenlik yapmaya karar verir. Komşuları olan Harrison aksi bir ihtiyardır. Hatta bir gün tarlasında bir Jersey ineği gören Anne kendi ineği sanıp Diana adındaki en yakın arkadaşından yardım isteyerek onu ordan çıkartıp Bay Shearer’a satar. Aslında yanlışlıkla komşusu olan Harrison’un ineğini satmış. Kendi ineği bağladığı ahırdan kaçmamıştı. Kendi ineğini ona vererek barış imzalamışlardır. Marilla’nın başka bir komşusu olan Bayan Rachel Lynde tam bir ayaklı gazeteydi. Kasabada olup biten ne varsa hepsinden haberdardır. Anne’nin arkadaşlarından Jane Newbridge’e,Gilbert ise White Sands’a öğretmenlik yapmaktalardı. Onlar öğrencilere dayak atılmasına karşı değillerdi. Anne tam aksini düşünüyordu. Öğretmenliğim boyunca hiçbir öğrencime vurmayacağım onların sevgisini kazanacağım demişti. Bir okul günü Anthony Pye adındaki bir öğrencisi okula getirilmesi yasak olan bir paketi getirdi diye ona vurmuştu. Yine de onun sevgisini daha sonra kazandı. Anne Shirley ,arkadaşlarıyla beraber kasabayı daha güzel hale getirmek için Kalkındırma Derneği’ni kurdular. Bir gün Kalkındırma Derneği’nin binasını boyamak için kasabadaki herkesten para topladılar. Fakat boyacı yüzünden yeşile boyanması gereken bina maviye boyanmıştı. Marilla’nın uzaktan bir kuzeni vefat edince onun ikizlerini yanına alma kararını aldı. Dora çok uslu her denileni yapan makine gibi bir kız çocuğudur.Davy ise çokça soru soran oldukça yaramaz bir çocuktur. Anne’yi çileden çıkarmasına rağmen Anne ,Davy’i çok sevmektedir.Davy de Anne’yi çok sevip