Kitabı bu ikinci okuyuşum. İlk sefer fakültedeyken okumuştum. Bu sefer evimde de bulunsun diye bir Ankara gezisinde Kızılayda bir kitabevinden aldım ve bu sefer sadece düz bir okuma gibi değil ders çalışır, hoca takip eder gibi okudum. Çizmediğim, not almadığım, fikirlerimi yazmadığım çok az sayfa var sanırım. Kitabı okurken üçüncü kez okuyacağıma da karar verdim.
Varoluşçu Psikolojinin yaşayan en önemli simalarından ve bizlerin de Psikolojik Danışmanlık konusunda kitaplarından çok fazla şey öğrendiğimiz Irvin Yalom yine bir başyapıta imza atmış.
Ümitsizlik, ihanet, karmaşık insan ilişkileri, insanın kendini yeniden inşa etmesi, kaderini seçmek ve kaderini sevmek... Her şey Dr. Breur'e gelen bir notla başlıyor. Lou Salome, Nietzsche, Freud, Bertha, Max, Mathilda ve bir çok güçlü karakter var. Çok güçlü karakterler kadar çok güçlü konuşmalar ve çok güçlü felsefi sorular da var kitapta. Felsefi altyapının derinliği, Breuer'in hekimlik becerisi, Nietzsche'nin çok derin konuşmaları, ara ara Sigmund Freud'un zekice tespitleriyle kitap tam bir başyapıt.
Özellikle "Josef, benim sorumdan kaçıyorsun yine. Sen hayatını yaşadın mı? Yoksa hayat mı seni yaşadı? Hayatını seçtin mi? Yoksa o mu seni seçti? Onu sevdin mi? Yoksa pişmanlık mı duydun? Hayatını tükettin mi diye sorduğumda bunu kastediyorum. Onu bitirip tükettin mi? Babanı, ailesinin başına bir felaket gelirken çaresizce dua ederken gördüğün rüyayı hatırlıyor musun? Sen de onun gibi değil misin?" soruları Varoluşçu psikoterapi açısından çok elit, zor ve sorgulayıcılık değeri yüksek sorular.
Biraz magazinel olacak ama son sahnelerde Breuer ve Nietzsche'nin konuşmaları bana çok hüzünlü geldi. Nedense hiç ayrılsınlar istemedim ve keşke Nietzsche, Breuer'in teklifini kabul etseydi diye düşündüm. Sanki ben bir dostumdan