Bu aralar en çok düşündüğüm konulardan birisi bu oldu arkadaşlar.Biz Dünyalık mı yaşıyoruz, yoksa Ahiretlik mi diye? Bunun cevabı aslında çok basit : Çoğumuz dilde Ahiretlik yaşıyoruz.Gönülde ise Dünyalık.Neden mi böyle dedim? Önce iyiliklerimize bakalım.Yaptığımız iyiliğin büyüğü, küçüğü elbet olmaz.İyilik iyiliktir.Ama bir insana 50 liralık kışın üşümesin diye aldığımız kıyafeti sosyal medyanın herhangi bir mecrasında insanların gözüne soka soka bak ben iyiyim siz kötüsünüz diyerek sokuyoruz.Nerde kaldı o iyilik yap denize at balık bilmezse Halik bilir muhabbeti.Sosyal medyayı çok kötü kullanıyoruz.Herkes lafa gelince arkadaşımı bulmak, takip etmek için kullanıyorum desede herkesin amacı işin magazininde.Sadece şu anda twitter ve 1k kullanıyorum.O ne giymiş, o ne yemiş, o nereleri gezmiş.Ama olaya şu açıdan da bakmakta lazım arkadaşlar.Bu söyleyeceklerim bence kesin birşey.Şeytan boş durmaz çünkü.Onun olayı bu.İnsanları bak senin kocan seni iyi gezdiremiyor, bak senin baban sana iyi elbiseler alamıyor, bak senin annen doğum gününü şu şekilde kutlayamıyor, senin eşin sevgililer gününde sana sadece gül aldı ama x kişinin ki bak ne almış gibi gibi ailenin en temel taşlarından bir tanesini etkiliyor ve bu alt yapılı insanda genç yaşta ve kişilikleri oturmamış insanlarda ne yazık ki derin etkilemelere götürüyor.Yani bizi bu mecralar Dünyalık yaşamaya itiyor.Dile gelince bende dahil olmak üzere hepimiz Müslümanız ama kim adam akıllı yaşayabiliyor ki Müslümanlığını.İnsanların birbirine tahammülü kalmadı, gönül kırmalar arttı, akrabayı bırak aile kavramı bile çatırdadı.Halbuki çok zor değil, gerçekten çok zor değil.Bugün ben Ahiretlik yaşayacağım desek anne, baba üzülmez.İnsanların basit nedenlerle kalbi kırılmaz.Küslük olmaz.Neden bunu beceremiyoruz bir türlü
Öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, trajedimiz, akıl almaz bir biçimde gelişiyor. Ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz.
Böyle muhteşem bir eseri incelemenin kolay olmayacağını düşündüm ve kelimelerimin bu eseri anlatabileceği husunda biraz tereddüt yaşadıktan ve eserin spoiler vermeden incelemesinin yapılmasının zor olacağını düşündükten sonra inceleme yapmaktan vazgeçmiştim ki böyle bir eseri incelememenin ayıp olacağını düşünerekten incelemeye karar verdim.
Hüseyin Nihal Atsız, daha çok siyasi görüşüyle öne çıkan bir isim. Bazı insancıklarımız Sırf siyasi görüşüne ters düşmesi sebebiyle tek bir kitabını dahi okumadan saçma eleştiriler yapabiliyor, kitap hakkında "asla okunmamalı" ya kadar yorumlar yapabiliyorlar. Bu fikri savunan kişinin at gözlüğü takmasından farkı yoktur. Eğer bir görüşü destekliyorsanız mutlaka zıddını da araştırıp öğrenmelisiniz ki savunmak için yeterli bilginiz olsun.
Ruh Adam, etkisinden hâlâ kurtulamadığım muhteşem kurguya sahip sembolizmlerle dolu kitap. Bu kitabı okumama vesile olan Atsız’ın “Geri gelen mektup” şiiri oldu. Şiir okuduğumda etkilenip araştırdığımda bu şiirin Nihal Atsız’ın yeşil gözlü bir kız için yazdığını ama kızın mektuptaki şiiri okumadan geri iade ettiğini ve bu hakiki olayın da Atsız’ın büyük edebi eseri ‘Ruh Adam’a uyarladığını öğrendiğimde bu kitabı okuma isteğim artmıştı.
Kitabı, kitapta geçen bir cümleyle özetlemek istesen bu cümle şüphesiz ki sayfa 13 de geçen şu alıntı olacaktır:
“Edebiyat, hakikatların hayalle süslenmesidir.” Bu kitap bir nevi otobiyografik bir romandır çünkü atsızın hayatından bir çok kesit bulmak mümkündür.
Kitap, baş kısmında geçen yüzbaşı Burkay’ın günümüzde Selim pusata sembolize edilmiş halidir ki bunu da kitabın son kısmında geçen olayla bir kez daha anlıyoruz.
Kitap, beni öylesine etkiledi ki hiçbir kitapta hissetmediğim ruh halini bu kitapta hissedip bir çok kısımda tüylerim diken diken oldu
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
“Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su.”
|Fuzûli
“Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.”