"Asım Bey tahammül edemiyordu artık, yavaşça sıyrıldı kalabalıktan, arabasına doğru yürüdü. Yarı yolda iken cemaat imamın sorusuna "Helal olsun, helal olsun" diye karşılık verdi. Asım Bey bıraktı kendini. Neyi helal edecekti? Alacaklı olan Murat'tı."
"Farzların ilk iki rekatında, sünnetlerin de tamamında Fatiha'nın arkasından Kur'an-ı Kerim'den bir miktar daha okunur. Buna bizde zamm-ı sure, yani bir sure eklemek denir. Oysa kıraat sadece bir sure eklemekle değil, Kur'an-ı Kerim'in neresinden olursa olsun, birkaç ayet okumakla da olur. Doğrusu da budur. Çünkü namazda kıraatin olması, günde beş vakit Kur'an-ı Kerim'in her yerinden okuyup ondan haberdar olunması, sürekli mesaj alınması içindir. Bu sebeple kısa surelere Namaz Sureleri denmesi uygun değildir. Böyle demek namazın sanki bu surelerle olacağını akla getirir. Bunun yerine bunlara tembel sureleri demek daha uygun olur."
"Böylece, şimdi de olduğu gibi dedim ki, "Tanrı'yı bildiğim sürece yaşıyorum. Onu unuttuğumda, ona inanmadığımda, ölüyorum." Bu ölümler ve dirilmeler nelerdi? Tanrının varlığına olan inancımı kaybettiğimde yaşayamadığım açıktı. Eğer bir yaratıcının var olduğuna dair belli belirsiz bir ümidim olmasaydı çoktan kendimi öldürmüştüm. Sadece onun bilincinde olduğumda ve onu aradığımda gerçekten yaşıyordum. "Ne arıyorum öyleyse? " dedi içimden bir ses. "O orada, onsuz hayat mümkün değil." Tanrı'yı bilmek, yaşamak bir bütün, üstelik aynı şey. Tanrı, hayatın ta kendisidir."