«Şeyh Hammâd'ın her gece arı uğultusu gibi sesi duyul-makta. Acaba şeyh her gece sabaha kadar ne söylenmekte?" Şeyh Hammâd, ilm-i kalbi bana öğreten iki hocamdan biriydi. Yanına gittim. Her zamanki gibi beni muhabbetle karşıladı, yanına oturttu. Müritlerin merakını sual eyledim.
Şeyh Hammâd sevgiyle baktı:
"Benim on iki bin müridim var," dedi. "Ben her gece onların
isimlerini tek tek zikrederim. Onlardan her biri için Allah'tan istekte bulunurum. Müritlerimden biri günah işlerse günahından bir ay geçmeden tövbe etmesini, eğer tövbe etmezse, ölmesini isterim."
Şeyh Hammâd'ın duasına çok şaşırmıştım. Şeyhe dedim:
"Eğer Allah bana kendi katında bir mevki verirse ben kıyamete kadar hiçbir müridimin tövbe etmeden ölmemesi için Allah tan söz alacağım. Ben de bu hususta onlara kefil olacağım." Manevi âlemlere kalp gözü açık olan Şeyh Hammâd, levh-i mahfuzdan aldığı bilgiyi şahin dediği bana ulaştırdı:
"Ey Abdülkâdir! Allah bana bunun gerçekleşeceğini gösterdi.
Her insan, her akıl ve vicdan sahibi, hatta en değersiz bir hayvan bile varlık ve kalabalıklar dünyasında ihtiyaç duyduğu andan başlayarak mutluluğu araştırmaya başlar.