Asr-ı saâdetten uzaklaştıkça insanlardaki gönül ve fikir sâfiyeti azalmış, çeşitli kavimlerin İslâm'a dâhil olmasıyla onların eski inançlarının kalıntılarının buna eklenmesi ve eski Yunan felsefesini müessiriyeti ile hâsıl olan bu fiilî durum sebebiyle fıkhî meseleler kadar itikâdî esaslar da zaman-la münakaşa mevzuu hâline getirilmiştir. Bu kelâm münâkaşaları sonunda ortaya iki hak itikâdî mezhep çıkmıştır ki, "Mâturîdî" ve "Eş'arî" adını alan bu mezhepler, eserimizin son bahsi olarak ileride anlatılacaktır.
Mustafa Kemal’in Meclis’e karşı ikinci açık diktası bu encümende olmuştur.
Dinleyiciler arasında idi. Önündeki sıraya çıkarak yüksek sesle haykırdı:
-Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye hiç kimse tarafından ilim icabıdır diye müzakere ile verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle, zorla alınır. Türk milleti bu hakimiyeti kendi eline almıştır. Şimdi bu millete saltanatı bırakacak mısın, diye sorulmaz. Mesele emr-i vakidir ve behemehal olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi böyle tabii görürse, muvafık olur. Yoksa hakikat gene usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.
Karma Komisyon üyeleri bu “izahat ile tenevvür ettiklerini” söyleyerek işi kısa kestiler.
Kudüs tüm inananlar için kutsaldır. Kadim Türkler söz konusu olduğunda islam öncesi ve sonrası olarak Orta Asya hep çok önemlidir. Gönül coğrafyamız deriz Türkistan’a..