Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:
Birisi: Şekva suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.
Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesaî etmek ister. Senin ile meşveret eder. Sen de sırf maslahat için garazsız olarak, meşveretin hakkını eda etmek için desen: "Onun ile teşrik-i mesaî etme. Çünki zarar göreceksin."
Birisi de: Maksadı, tahkir ve teşhir değil; belki maksadı, tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filan yere gitti."
Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikâre bir surette işliyor.
İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a'mal-i sâlihayı yer bitirir.
Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit
اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَ لِمَنِ اغْتَبْنَاهُ
demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, "Beni helâl et" demeli.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Said Nursî
Uhuvvet Risalesi - 35
Hangi çağda ve hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın, bir Müslüman’ın imandan sonraki en mühim ödevi, Peygamberinden kendisine yönelen bu sevgi ve ilgiyi karşılıksız bırakmamasıdır.
"YENİ bir yer olmasından yani. Herkesin çok sevdiği, Gaddar Orman'ı sonsuza dek terk edip gidecekleri ve benim de yapayalnız kalacağım heyecan verici yeni bir yer!"
“Muhakkak sûretde bazı ilim vardır ki; hey'et-i meknûne, sûret-i mestûre gibidir. Onu ancak, Allah ile ünsiyyeti olanlar bilir. Hak'dan gaafil olanlar da onu inkâr ederler.“
COŞKUN: O zaman küçük kaderinizi yaşıyorsunuz. Küçük mahallenizin küçük evinde, küçük kısmetinizi bekliyorsunuz. Küçük odanızda, küçük çeyizlerinizi dikiyorsunuz. Artık adınız ne Hülya, ne Şeyda; Kadriye oldunuz artık ve saçları dökülmüş Dilaver'i bekliyorsunuz aslında. Dilaver de size gelmek için emekli olmayı bekliyor.