Bu yıl Emily Henry'nin bir diğer kitabı olan Tatilde Tanıştığımız İnsanlar'ı okumuştum ama bana hitap etmemişti. Kitap Kurtları'nı Ali Hazelwood'un önerdiğini görünce bir şans vermek istedim ve zerre pişman olmadım. Hikayenin ilerleyişi, karakterlerin inşası ve diğer her şey harikaydı. Nora'nın hislerini bu kadar iyi bir şekilde bana hissettirmesine hayran kaldım. Okuduğunuza zerre pişman olmayacağınız bir romance.
Kitap KurtlarıEmily Henry · Epsilon Yayınevi · 20231,187 okunma
Yani o son neydi öyle ya. Nasıl kendi kızını bulup da evlendin jsjaslanakak. Neyse bunlar bir yana gerçekten toplumsal sorunları iyi bir şekilde ele alan bir kitap. Kısa ve okuması kolay, dili akıcı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazen raflarda gezinirken yalnızca kapağına bakarak aldığım çok kitap oldu. Bazen de kapağı ya da ismi ilgimi çekti, raftan alıp arka kapağını okuduktan sonra karar verdim.
Bu kitabın kapağı da ismi de oldukça dikkat çekici. Ama günümüz Türkiye’sinde yaşayan biri olarak arka kapağını okuyup bu kitabı almamak pek mümkün değil.
1500’lü yılların başında Michelangelo’dan II. Bayezid’e, Devlet-i Aliyye’nin seyfiye mensuplarından Galata’nın insanlarına, Konstantiniyye’nin limanlarından sokaklarına ve meyhanelerine uzanan bir roman bu.
Tarz olarak Eric Vuillard’ın Yoksulların Savaşı’ndaki belgeye dayanan tarih anlatısıyla Reşad Ekrem Koçu’nun Patrona Halil’indeki tarihsel kurmaca arasında bir yerde duruyor. Enard, belgelerin açıklığa kavuşturmadığı çok kısa bir tarihsel aralığı, Koçu’yu hatırlatan bir İstanbul atmosferiyle genişletiyor. Ancak İstanbul, Koçu’daki gibi anlatının başlı başına kahramanı olmaktan çok, Michelangelo’nun korkularını, arzularını ve iktidar karşısındaki kırılganlığını görünür kılan bir alana dönüşüyor.
Kitabı elime aldığımda klasik bir oryantalist metin okuyacağımı düşünmüştüm. Oysa Enard, Michelangelo’nun bakışına zaman zaman onu bozan ve dışarıdan kuşatan başka bir sesi ekleyerek iki katmanlı bir anlatım kuruyor. Böylece Michelangelo, İstanbul’u tanımlayan ve anlayan tek kişi olmaktan çıkıyor. Roman klasik oryantalist bakışı sorguluyor, ancak İstanbul’u egzotik ve hatta erotik bir atmosferde de gösteriyor.
Ezcümle, yalnızca okunmaya değil, romanda geçen olayların ve karakterlerin peşine düşmeye de değer bir kitap. Michelangelo’nun İstanbul’a gerçekten gelip gelmediğinden, köprü meselesinin tarihsel arka planına kadar uzanan bu araştırma isteği de romanın en ilgi çekici taraflarından biri.
Türkiye’de Dinî LiderlikMehmet Ali Büyükkara
Mehmet Ali Büyükkara’nın "Türkiye'de Dinî Liderlik" kitabını 24 saat geçmeden bitirdim. 192 sayfalık, son derece akıcı ve sürükleyici diliyle din, siyaset ve toplum ilişkilerine merak duyanlar için harika bir giriş seviyesi eser. Konuya kapsamlı bir bakış açısı sunuyor.
Kitap 5 ana bölümden oluşuyor ve 3 Mart 1924'te hilafetin kaldırılmasından bugüne dinî otoritenin geçirdiği dönüşümü inceliyor. Resmî kurumlar (Diyanet, İlahiyatlar), sivil cemaatler, siyasal dinî liderlik (Millî Görüş) ve Gayr-ı Sünnî yapılar mukayeseli ele alınıyor.
Eserde katılmadığım ve şerh düştüğüm en önemli kısım Nurculuk bölümü oldu. Kitapta Nurculuğun batıni (gizli) yönlerine değinilmesini kabul etsem de, Fetullahçı yapılanmanın Nurculuk içinden çıkan bir kol olarak sunulmasını kesinlikle doğru bulmuyorum ve kabul edemem.
Çünkü Fetullahçılar batıni bir yapı olsalar da Nurcuların içinden çıkmamışlardır, Nurculuğu kullanmışlardır. Nurculuk hareketinin ve geleneğinin tarihsel süreçte hiçbir zaman siyasete sızma, devlet kademelerini ele geçirme gibi bir gayesi veya gizli ajandası olmamıştır.
Dinî liderliğin tek bir merkezden ziyade çok katmanlı ve müzakereye açık bir alan olduğunu somut vakalarla ortaya koyan nitelikli bir tahlil kitabıydı. Kitaba genel değerlendirmem olarak 8/10 puan veriyorum.
Diğer @aysegulcicekoglu kitaplarından çok çok farklı bir hikayesi vardı okurken kendimi alamadığım acaba ne oldu diye merakla sayfalarını okuyup bitirdiğim,bazen ağlatan aynı zamanda merak uyandıran günümüz koşullarında da yaşanan #kadınaşiddet i anlatan, yanlız bırakılan kadınlarımızı kızlarımızı çocuklarımızın maruz kaldıkları psikolojik ve fiziksel şiddeti anlatan ve anlattıkça sevgisiz büyüyen bireylerin nekadar tehlikeli olabileceğini gözler önüne seren derin bir aile hikayesi. Bu kadar acıya rağmen yıkılmış darmadağınık bir aile ve bu ailenin ayakta kalabilmesi için hayatlarına giren #SEVGi dolu küçük bir kız. Mutlu sonla biten aşk hikeyesi. @aysegulcicekoglu #okudumbitti #kitap #okumayıseviyorum #benimhayatım @muptela_yayinlari #aysegulcicekogluromanları #kitapkurdu #kitapyurdu Ayşegül Çiçekoğlu
Tatlı hafif bir romcomda olması gereken her şey var.
Eden gençliğinden beridir hayalini kurduğu Barbados tatilini üniversite yıllarından 28 yaşına dek sevgili olduğu lise arkadaşı Caleb'la balayı tatili olarak ayarlamıştır. Tabi Caleb'ın kendisini yine liseden beridir arkadaş oldukları Cindy ile aldattığını düğünlerine 3 ay kala öğrenir ve girdiği depresyonun ardından tatilini tek başına geçirmeye karar verir. İlk gün restoranda kalan tek masada tek başına akşam yemeğini yiyecekken bir anda Philip onunlaymış gibi yaparak masayı paylaşmak ister. Eden'ın gözüyle okuyoruz o yüzden Philip'i tanımamız neden onun da tek başına bu balayı mekanında olduğunu anlamamız zaman alıyor.
Daha önceki eleştirilerimde ara ara karakterlerin birbirlerine aşık olmalarını duygularını mantıksız bulup bana geçmedi gibi yorumlar yapmıştım. Bunun nedeni hiç bir anıyı paylaşmamaları birlikte bir vakit geçirmemeleri diye de yazmıştım. İşte tam olarak bu kitap benim istediğim gibi birbirlerini tanıyıp sevmeleri için gerekli olan zamanı ve anları veriyordu. İki haftalık tatillerinde detaya boğmadan sıkmadan birlikte geçirdikleri kaliteli vakti yazar o kadar güzel aktarmış ki onlarla birlikte gezdim o tatili yaptım kimi zaman ise sadece plajda güneşlendim ve Edenle birlikte kitabımı okudum gibi hissettim. İki karakter ilişkilerinde haketmedikleri tatsız durumlar yaşamış ve tatilde artık bunları geride bırakmaya çalışıyorlar ve birbirlerine önce iyi birer arkadaş oluyorlar tatilin sonlarına doğru kıvılcımlar başlıyor. Sonra malesef tatil bitiyor ve her rom com klişesi gibi o kadar süreyi birlikte geçirmelerine rağmen birbirlerine telefonlarını hiç vermemişler meğer. Eden numarasını vermek için tam geri dönüyorken Philip'in telefon konuşmasını duyuyor ve yanlış anlıyor. İkisi de farklı eyalette