Hz. İbrahim'in "ölüleri nasıl diriltirsin" diye sorması, Allah'ın kudreti hakkında şüphesinden değil, diriltme olayının nasıl cereyan ettiğini öğrenme merakındandır.
"Nasıl" manasına gelen “كيف” nin kullanılmış olması da bunu göstermektedir. Keyfe, durumu sormak için kullanılan bir edattır. Peygamberimiz (s.a.v.)"in şu sözü de bu manayı pekiştirir: “Biz şüpheye, İbrahim'den daha yakınız".
Yani biz şüphe etmiyorsak, İbrahim'in şüphe etmemesi daha evladır
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İbrahim," dedim.(as)
"Bizi kime emanet edip gidiyorsun?"
..."Allah'a..."
Bir anlık telaşım gitti. Sordum:
"Bu kimin isteği?"
Tevekkül kelam oldu, döküldü:
"Rabbimin," dedi sevgiyle İbrahim.(as)
"Rabbimin."
...
"Öyle ise Rabbim bizi zayi etmez."
Sayfa 100 - Hz.Hacer'in Bi'r-i Şiye vadisinde yaşadığı olay.·Kitabı okuyor
“Comte de Lautréamont, bazı düzeltmelerle, İbrahim’in Tanrısı’nın çehresiyle şeytansı ayaklanmış imgesini bir kez daha diriltir. ’Kendini Yaratıcı diye adlandıranın, bedeni su görmemiş kumaşlardan yapılmış bir kefenle örtülü olarak, budalaca bir gururla’ oturduğu, ’insan pislikleri ve altınlardan oluşmuş bir taht’ üzerine yerleştirir Tanrı’yı. ’İçinde çocukların, yaşlıların can verdikleri yangınlar tutuşturduğu’ görülen, ’yılan suratlı, iğrenç Ölümsüz’, ‘kurnaz haydut’ sarhoş olup ırmağa yuvarlanır ya da genelevde aşağılık hazlar arar. Tanrı ölmemiştir, düşmüştür yalnız.”
Aynı şekilde Hz. İbrahim (aleyhisselam) da Allah’a karşı son derece edepli idi. Rabbini anlatırken şöyle dedi: “O’dur beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren. O’dur bana yediren ve içiren. Hastalandığım zaman beni şifaya kavuşturan da O’dur.”