2.
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz
Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini
❝
İbrahim Havas demiştir ki:
- İlmin tamamı şu iki cümlede toplanmıştır:
Sana yetecek kadar gelen bir şeyde zorlamaya girme.. Yeteri kadar yapman gereken işleri de boşa giderme..
❞
Neden kendisine yükleniyordu İbrahim..
Bunun cevabını da biliyordu aslında. Kendinden hoşnut olmadığı, kendine kızgın olduğu, çünkü kendisini yetersiz bulduğu yıllara dönmüştü.
..benim olmayan mutlu hayatı sahibine vermeliyim. Kendi hayatımı almalıyım. Az mutlu, çok acıklı, biraz neşeli, çok bilmemneli fark etmez. Benim olan bana yeter..
Sen nasıl kayboldun bacım?
Evdeydim valla, öyle takılıyordum. Mutluluktan deliriyor falandım yani. Oha ya, bu çok fazla dedim kendime. Ben bu kadar mutluluğu hak etmiş olamam, kesin bir terslik var bu işte dedim. Sonra dedim, ben herhalde yanlış hayat almışım, gideyim geri vereyim de kendi hayatımı alayım. Çıktım evden. Kayboldum.