Ey Ka'b. yüreğimi dağladın...
Şureyh b. Ubeyd'den: Ömer ibnu'l Hattâb Ka'b el-Ahbar'a şöyle demiştir: "Ey Ka'b bizi (Allah'ın azametiyle) korkutsana." Bunun üzerine Ka'b şöyle dedi: "Vallahi Allah'ın öyle melekleri vardır ki, kimisi kıyam halindedir ve yaratıldıkları günden beri hallerini değiştirmeyip bellerini eğmemişlerdir. Kimisi rükûdadır ve bellerini kaldırmayıp kıpırdatmamışlardır. Diğerleri secdededir ki onlarda hallerini hiç bozmayıp başlarını kaldırmamıştır. Bu halleri son kez sura üfürülünceye kadar devam eder. Sonra onlar toplu olarak şöyle der: “Seni hamdinle eksiklikten tenzih ederiz. Sana layıkıyla ibadet edemedik.” Vallahi o gün bir kulun yetmiş peygamberin ameli gibi ameli bile olsa o gün gördüğü şiddetli hallerden dolayı onu az görecektir. Vallahi eğer cehennem ehlinin vücudundan çıkan irinle dolu bir kova güneşin doğduğu tarafa doğru sarkıtılmış olsaydı muhakkak ki güneşin battığı taraftaki bir topluluğun kafatasları onun pis kokusundan dolayı çatlardı. Vallahi o gün cehennem bir nefes verecek de, ne bir mukarreb (yakınlaştırılmış) bir melek ve ne de diğerleri kalmadan hepsi dizleri üstü kapaklanıp: “Nefsim, nefsim!” diyecektir. Hatta Peygamberimiz, İbrahim ve İshak peygamberler bile. İbrahim aleyhisselam o zaman: “Rabbim ben Senin halinin İbrahim’im” diyecektir.”
Sayfa 73 - Hilyetül evliya 5/368 isnadı sahihtir.·Kitabı okudu
Din
“Çöldeyim, susuzum. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerim bana Züleyha. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana Derya. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsa.”
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ben İbrahim’im biraz. Elimde balta put deviririm Ben İbrahim’im biraz Nemrudi ateşlerde açan gülüm.
Simer yayınları·Kitabı okudu
Bir Şair Bir Kitap
Kemal Sayar – Bütün Şiirleri Şehre yeni inmiş bir melek Dilinde uzamış bir aşkın son sözleri *** Ve melekler korosu söylüyor: Dünya nasıl olsa bir gurbet Bağlanma sen ona küçük efendi *** Hayat sürekli bir mucizedir oğlum Şaşırmayı öğren her yeni günde. *** Dedim ki bir baba bu kadar seviyorsa oğlunu Kim bilir Allah Ne kadar çok seviyordur kulunu. *** Şimdi Şems’i arıyoruz Konya’nın çarşılarında Sayın ki kendimizi arıyoruz Maddeden mânaya bir yol Kabuktan öze bir dehliz arıyoruz Kalbleri okuyan bir giz arıyoruz Aşk bahsine bir şehrengiz arıyoruz. *** sessiz oturabilir miyiz seninle? aramızda yaprakların hışırtısından, ve ceylanların hayata çıkışından başka bir ses olmadan. *** beni sessiz de sevebilir misin? yağmur almış toprağı
Timaş
Söyledim; “ben kimim” sorusuna “ben Âdem’im, ben Nûh’um, ben İbrâhîm’im, ben Mûsâ’yım ben İsâyım, ben Muhammed Mustafa’yım” dememiz lazım; ama bunu imanımızla beraber manevi tarafımıza söylememiz lazım. Yoksa nefsimizle bakar, nefsimize “ben Allah’ın nebîsiyim ve resulüyüm” dersek en azılı kâfir, en azılı müşrik oluruz. Firavun olur, Nemrut olur, Haman olur, Karun olur, iblis oluruz. Bunu nefsimize değil; gönlümüze, rûhumuza, maneviyatımıza, manevi tarafımıza söylememiz, nefsimize ise Firavun dememiz, Nemrut dememiz, Ebu Cehil dememiz, Ebu Leheb dememiz lazım. Eğer bu sözlerimiz yanlışlıkla yer değiştirirse; yani nefsimize “ben Allah’ın nebisiyim, resulüyüm” dersek bu bizim ebediyen hüsranımıza sebep olur; çünkü böyle söyleyince sonra kalkar, insanlara yol göstermeye çalışır hem kendimiz kaybederiz hem de beraberimizdekiler kaybetmiş olur. Kimse nefsine “ben Allah’ın nebîsi, resulüyüm” diyemez. Kelimeyi bu şekilde söyleyeyim ki sonra fitne çıkarılmasın. Daha doğrusu kimse “bakın, ben Allah’ın nebîsiyim, resulüyüm” diyor, insanlara “siz de kendiniz için böyle söyleyin, diyor” denmesin. Ne söylediğim iyice anlaşılmalıdır. Biri bu sözü kâfir olan, müşrik olan nefsine verirse ebediyen kaybeder. Buraya çok dikkat edelim. Kardeşlerimizin artık bunu anlayabilecek seviyede olduklarını düşünüyoruz. Bu yüzden her şeyi apaçık anlamaları gerektiği için bunları anlatıyoruz. Biri ne söylediğimizi anlamadan, hele ki “sakın kimse nefsine ‘ben Allah’ın nebîsiyim, resulüyüm, demesin’ dediğim hâlde çıkıp nefsine “Âdem benim, Nûh benim, İbrâhîm benim, Mûsâ benim, Îsâ benim” derse onun köpekten ne farkı kalır! Köpek işte! Ben böyle mi söylüyorum! Senin önce bunu söyleyebilecek seviyeye gelip bunu tatman, hakikatine şahid olman gerekir. Bunu sen söylemeyeceksin, o senden söyleyecek. Sen
Sayfa 150·Kitabı okuyor
Melekler, ne hayatta ne de ölümden sonra, onlara şirkte yardım etmezler ve bundan razı olmazlar. Fakat şeytanlar onlara yardım eder ve insan suretinde onlara görünürler. Onlar da bu şekilleri gözleriyle görürler. İçlerinden biri şöyle der: “Ben İbrahim’im. Ben Mesih’im. Ben Muhammed’im. Ben Hızır’ım. Ben Ebubekir’im. Ben Ömer’im. Ben Osman’ım. Ben Ali’yim. Ben falanca şeyhim.” Hatta bazıları birbirleri hakkında şöyle der: “Bu falanca peygamberdir.” ya da “Bu Hızır’dır.” Hâlbuki onların hepsi cindir. Birbirlerine şahitlik ederler. Cinler de insanlar gibidir; onların içinde de kâfir olanı, fâsık olanı, âsî olanı ve cahil olup ibadet eden vardır. Onlardan kimi bir şeyhi sever, sonra onun suretine bürünür ve “Ben falanım” der. Bu durum bir çöl ya da tenha bir yerde gerçekleşir; o kişiye yiyecek verir, içecek sunar ya da ona yolu tarif eder ya da bazı gizli ve olmuş olayları haber verir. Böylece o adam, bunu yapanın gerçekten ölü ya da diri olan o şeyhin kendisi olduğunu zanneder. Hatta şöyle der: “Bu, şeyhin sırrıdır, bu onun ince hakikatidir, bu onun gerçeğidir” veya “Bu onun suretine giren bir melektir.” Hâlbuki bu, bir cindir. Çünkü melekler, şirke, yalan uydurmaya, günaha ve haksızlığa yardım etmezler.
s. 39-40·Kitabı okudu