"Paris’in ve Lyon’un kaleleri şehri yabancıya karşı korumak için değil, isyan durumunda “iç düşmanı” ezmek için inşa edilmiştir."
Tembellik Hakkı - Paul Lafargue
Bu cümle aklıma şunu getirdi. Dış dünyaya ve yabancılara karşı kurduğumuz kalın duvarların, aşılması zor sınırların da sebebi bu mudur acaba?
Dış dünyadan, gelebilecek kötülüklerden korunmak sakınmak adına kurduğumuz, bizi sözde dış güçlere karşı koruyan kalın duvarların, aslında içimizdeki içsel, ruhsal, derin savaşları, isyanları dış dünyadan, insanlardan ve insanların belki de anlamsız ittifak ve yardımlarından korunmak adına kurduğumuz, dış dünyayı ve çevremizdeki insanları bu savaşlardan korumak adına içsel sarsıntı ve patlamalara karşı korunaklı birer duvar mı yoksa bu sınırlarımız, kalelerimiz???
Güçlü toplumların, yönetimlerin, dinlerin, kamusal fikirlerin var olduğu her yerde –kısacası tiranlığın var olduğu her yerde– yalnız filozof aşağılanmıştır, çünkü felsefe insanlara, hiçbir tiranlığın ulaşamayacağı bir sığınak, içselliğin mağarasını, yüreğin labirentlerini sunar ve bu da tiranların canını sıkar.
Modern bir İngiliz, sıradan olana mahkûm olan bir toplumda yaşayan sıradışı insanların karşı karşıya oldukları en genel tehlikeyi şöyle betimler: “Bu tür sıradışı kişilikler başlangıçta sinerler, sonra melankoliye yönelirler, sonra hastalanırlar, en sonunda da ölürler.
... o kadar az yazar dürüsttür ki, yazan her insana güvenmemeliyiz. Dürüstlüğü konusunda Schopenhauer’dan bile üstün tutacağım başka bir tek yazar tanıyorum: Bu Montaigne’dir. Böyle bir kişinin bir şeyler yazmış olması olgusu, bu yeryüzünde yaşıyor olmanın keyfini gerçekten artırmıştır.