Züleyha, bir masum gülüşüm.
Mevsimler sarp kayaları aşındırdı sevdiğim.
Zaman, içinde ince bir sızıyı barındıyor bugünlerde...
Bir yitik gencin feryadı var bak sesimde
Gözlerim ki kan çanağı, ağlamaklı her geçen gün
Bir ağacın kuruması var içerilerimde
Karanlık odalarıma hapsoldum
Hücrelerimde bin mahkumun çığlığı
Duvarlarla örülü döşeğimde
Voltalarım hep göğe bakmalı
Ruhum orada özgür olmalı
Bulutlara sıkışmış bir yağmur tanesi gibi
İnmelisin gökten avuçlarıma
Avuçlarım ki çiçek kokulu
Bahçıvan dokunuşlu
Sen nakışlı
Tablolarım bir ressam darbesiyle gözlerinde
Bestekarlar duraksadı Züleyha
Artık bir mutluluk şarkısı bestelenmiyor
Notalar, notalar ki Züleyha
Artık varlığını hatırlamıyor
Telefonu kapatınca daha bir çoğaldı içimdeki hüzün. Bir tür terk edilmişlik duygusu. Sanki denize vuran güneş solmuş, gökyüzünün mavisi koyulaşmaya başlamıştı, akşam nasılda hızlı çöküyordu şehre.
At vuruldu; içim paramparça Rüveyda
Gölgelerin ardına sakladım kusurumu
Sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin
Ben burda damla damla eriyip akıyorum
Yine de, bırakamam yerlere gururumu
İstenmediğim yeri usulca terk ederim
Hâtıra kalsın diye bırakır da ruhumu
Mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim