Trump ve Vance’in Amerikan iç kamuoyuna satmaya çalıştığı o "Biz dünyadan çekiliyoruz, Amerikan parasını ve askerini koruyoruz" (Deep USA) vizyonunun Suriye ayağı tam olarak budur: Trump, bir tüccar mantığıyla bakıyor: Ortadoğu’da Hizbullah’a karşı askeri bir maliyet üstlenmek veya İsrail’in tüm bölgeyi ateşe veren operasyonlarını finanse etmek yerine, bu işi "bölgenin yeni aktörüne" ihale etmek istiyor. "Biz Erdoğan’la birlikte oraya koyduk, istediğim her şeyi korudu" itirafı, ABD’nin Suriye’deki yeni yönetime (Ahmed Şara’ya) biçtiği "ileri karakol" veya "bekçi" rolünün çok net bir kanıtıdır. Washington, Suriye'yi Rusya ve İran ekseninden tamamen koparıp, onu bölgede anti-İran/anti-Hizbullah bir bariyer olarak konumlandırmaya çalışıyor. Şam yönetiminin, Trump’ın "Hizbullah'la savaş" davetine anında "Askeri müdahale düşünmüyoruz, bizim önceliğimiz sınır güvenliği ve kurumların inşası" diyerek fren yapması, çok zekice bir rasyonel devlet refleksidir. Şara ve ekibi, Trump’ın kendilerini Lübnan bataklığına bir "taşeron" olarak sürmek istediğini çok iyi görüyor. Suriye, henüz iç savaştan yeni çıkmış, ülkeyi yeni toparlamaya çalışan bir yapı olarak, İsrail ve İran’ın (Hizbullah’ın) Lübnan’daki o ölümcül vekalet savaşına askeri olarak bodoslama dalarsa, kendi kırılgan statüsünü de havaya uçuracağını biliyor. Suriye’nin yaptığı şey, sahada Hizbullah’ın lojistik ve kaçakçılık hatlarını keserek zaten Washington ve Ankara’ya bir "iyi niyet/güvenlik" mesajı vermek; ama işi resmi bir askeri işgale/müdahaleye dökerek kendisini ABD’nin Ortadoğu’daki fedaisi konumuna düşürmemektir. Trump’ın Şara’yı Beyaz Saray’a, G7 Zirvesi’ne ve Ankara’daki NATO Zirvesi’ne davet etmesi, uluslararası sistemin "Kullanışlı müttefikleri nasıl ödüllendirdiğinin" turnusol kağıdıdır. Daha düne kadar
Siyaset
“Kendinden kendini doğuracaksın.Bu sancının sebebi de o.”
Carl Jung’un “bireyselleşme” teorisine göre, insanın hayattaki en büyük amacı maskelerinden sıyrılıp kendi özgün benliğini inşa etmesidir. Yaşanan içsel sancı ise anlamsız bir acı değil,eski, işlevsiz düşünce kalıplarının yıkılmasından kaynaklanan bir süreçtir. Kişi bu süreçte hem dönüşümü başlatan irade hem de dönüşen parçanın kendisi olduğu için derin bir iç çatışma yaşaması muhtemeldir. Jung bu durumu insanın gerçek potansiyeline ulaşmasına yardımcı olan bir eşik olduğunu belirtmektedir.
Reklam
Kurucu Miras, Kalıcı Yapı: CHP ve Türk Siyasetinin Döngüselliği Üzerine Bir Deneme I. Servetin Kaynağı, Yapının Şifresi CHP'nin bugünkü mali gücünün kökenlerine bakmak, sıradan bir kurumsal tarih meselesi değildir. Mübadele'den kalan gayrimenkuller, İttihat ve Terakki'den intikal eden varlıklar, 1942 Varlık Vergisi ile gerçekleşen sermaye transferi ve dönemin kişisel hibeleri—bunların hepsi, partiyi sıradan bir siyasi organizasyondan ayıran bir mirası temsil eder. Bu miras, salt maddi bir zenginlik birikimi değil, "devlet" ile "parti" arasındaki sınırın neredeyse hiç çizilmediği bir kuruluş döneminin izidir. Bu yazının iddiası şudur: söz konusu tarihsel-ekonomik temel, partinin bugünkü siyasi davranışını—iktidar olma konusundaki isteksizliğini, statükoyla kurduğu ilişkiyi ve sistem içindeki konumlanışını—büyük ölçüde açıklayan bir yapısal kod oluşturur. II. Kurucu İrade ile Ekonomik Gücün Kaynaşması Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında parti ile devlet, kavramsal olarak ayrı şeyler değildi. Bu nedenle, dönemin büyük iktisadi hamleleri—Mübadele ile boşalan mülklerin tasfiyesi, Varlık Vergisi yoluyla gerçekleşen sermaye el değiştirmesi—resmî söylemde "millî bir ekonomi" inşa etme hedefine bağlanıyordu. Ancak bu sürecin pratik sonucu, siyasi erk ile ekonomik gücün birbirine geçmesi oldu. Bu kaynaşma, partiyi yalnızca bir siyasi aktör olmaktan çıkarıp, Cumhuriyet'in kurucu iradesinin "maddi temsilcisi" konumuna taşıdı. Buradan, partinin neden bugün "devleti yönetme" arzusundan ziyade "devleti koruma" refleksiyle hareket ettiğine dair bir açıklama çıkar: seçimle gelen, geçici bir iktidar olma fikri, kendisini "kurucu" bir özne olarak konumlandıran bir yapı için yapısal bir çatışma kaynağıdır. III. İktidardan Kaçış Değil, Merkezde Kalma Tercihi Eğer bir partinin temelinde
1000Kitap
Carl Jung'un "bireyselleşme" teorisine göre, insanın hayattaki en büyük amacı maskelerinden sıyrılıp kendi özgün benliğini inşa etmesidir. Yaşanan içsel sancı ise anlamsız bir acı değil, eski, işlevsiz düşünce kalıplarının yıkılmasından kaynaklanan bir süreçtir. Kişi bu süreçte hem dönüşümü başlatan irade hem de dönüşen parçanın kendisi olduğu için derin bir iç çatışma yaşaması muhtemeldir.Jung bu durumu insanın gerçek potansiyeline ulaşmasına yardımcı olan bir eşik olduğunu belirtmektedir.
Duygu ve Düşünce
Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?
🙍‍♂️Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor. Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: “Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli... Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. __Bir yandan
Makale|Yazı
HİSSİZ - O'nun Benimle Bir Derdi Var
Tür: Edebi roman / Psikolojik – İlişkiler Hedef Okur: – Duygusal ama yüzeysel metinlerden yorulmuş okur – İlişkilerde kendini kaybeden, susarak kalan insanlar – Modern Türk edebiyatında “iç ses” arayanlar KISA TANITIM Kudret, sevilmeyi bilen ama kendisiyle kalamayan bir adamdır. Ati ise gitmekle kalmak arasında sıkışmış, kalabalıkların içinde yalnızlaşmış bir kadın. Bu roman; ayrılıkların, barışmaların ya da mutlu sonların hikâyesi değildir. Hissiz Hissiz Hasan Gürkan Işık Bu roman, kalıp kaybolmanın, susarak eksilmenin ve acıyı seçtiğini fark edememenin hikâyesidir. HİSSİZ, okuru taraf tutmaya değil; kendine bakmaya zorlayan bir anlatıdır. Mağduriyetle acı arasındaki farkı sorgular. Ve şu soruyu sessizce okurun önüne bırakır: “Acıyı mı yaşadık, yoksa acıyı mı seçtik?” TEMALAR
1000Kitap
Reklam
Reklam