"Asılsız sözün ağırlığı, kişinin iç dünyasında da hissedilir. Bilerek yalan söyleyen bir insanın kalbi zamanla huzursuz olur. Çünkü vicdan, hakikati bilir. İnsan dışarıdan güçlü görünse de içten çatışma yaşar. Bu çatışma, ruhî bir yorgunluk doğurur. Gerçeği çarpıtmak, insanın kendi özüyle arasına mesafe koymasına sebep olur.
Bilmeden aktaran kişi için de durum hafif değildir. Çünkü sorumsuzca konuşmak, dilin emanetine zarar vermektir. İnsan, her duyduğunu aktarmak zorunda değildir. Hatta çoğu zaman susmak, konuşmaktan daha erdemlidir. Bir sözün doğruluğundan emin olunmadığında, onu paylaşmamak en güvenli yoldur. Bu tavır, hem başkalarını korur hem de kişinin kendi saygınlığını artırır."
İslâm âlemi kendi içinde bölünmüştür. Sömürgeci güçler, ümmeti elliden fazla milli-devletle parçalamayı ve her birini diğerine düşman etmeyi başarmışlardır. İslâm devletlerinin sınırları, her devlet komşularıyla sürekli çatışma içinde bulunacak biçimde tespit edilmiştir. Düşmanın siyasî dolapları, sürtüşmeleri devamlı olarak kendi yararına kullanmakta, yabancılaşma ve nefret meydana getirmektedir. Her müslüman millî devlet de kendi içinde bölünmüştür; nüfus yapısı karışıktır ve sömürgeci efendiler bir grubu ötekiler üzerine egemen hale getirmişlerdir. Hiç bir millî devlete kendi vatandaşlarını kaynaştırıp tek bir vücut hâline getirmek üzere zaman, barış ve kaynak imkânı verilmemiştir. İki devletin birleşerek daha büyük ve daha güçlü bir yapıya kavuşmalarına da imkân tanınmamıştır. Daha da kötüsü düşman, İslâm âlemine kendileriyle yerli halk arasında sürekli çatışma çıksın, diye yabancılar ithal etmiş veya halkın bir bölümünü Batı hristiyanlığını kabule zorlamış böylece bütün bunların müslüman yurttaşlardan farklı olmalarını sağlama almıştır hatta gayrımüslim halkta kendilerini müslümanlarla çelişkiye düşürecek ayrı bir kişiliğe sahip oldukları kanısını yerleştirmiştir. Son olarak da düşman, müslümanların kalbinde enerjisini yapıcı işler yerine sonuçsuz savaşlarda harcatacağı veya eğer sömürgeciler kendi ekonomik, stratejik ve siyasî çıkarları için bu toprakları yeniden işgale karar verirse, üs olarak kullanacağı düşman 'yarıcı' devletler kurdurmuştur. Hiçbir İslâm memleketi iç ve dış güvenliğe sahip değildir. Kaynaklarının ve enerjilerinin en önemli kısmını nafile yere, içte iktidarlarını elden kaçırmama, dışta itibar kazanma yolunda harcamaktadırlar...