Dünya içi boş kanayan küre.
Çocuk ailenin semptomudur
Dolto, 1941 yılında, II. Dünya Savaşı sürecinde izlediği bir vakada, altıncı sınıfta okuyan oldukça zeki bir çocuğun çok dilli bir aile içinde İngilizce öğrenmekte ciddi bir güçlük yaşadığını anlatır. Sorun, bilişsel bir yetersizlik değildir; çünkü çocuk genel olarak başarılı ve zeki bir öğrencidir. Ancak İngilizce çalışmaya başladığı andan itibaren geceleri altını ıslatmaya başlar. Yani öğrenme girişimiyle birlikte bir semptom ortaya çıkar. Dolto bu semptomu pedagojik bir güçlük olarak değil, aile ekonomisi içerisindeki öznel konumlanma bağlamında okur. Klinik araştırma ilerledikçe ortaya, İngilizce bilen baba, çocuğun bu dili öğrenmeye başlamasıyla birlikte kendi ayrıcalıklı konumunu kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı çıkar. Baba için İngilizce, yalnızca bir dil değil, aile içindeki farklılığını ve işlevini belirleyen simgesel bir ayrıcalıktır. Çocuk ise bu yapıyı sezgisel olarak algılar. Eğer İngilizceyi öğrenirse, babanın bu ayrıcalıklı konumu sarsılacaktır. Dolayısıyla semptom burada bir öğrenme engeli değil, babanın simgesel yerini koruma girişimi haline gelir. Çocuk, dili reddederek babayı tutmaktadır. Bu noktada altını ıslatma semptomu régressif bir işlev kazanır. Enürezis burada bedensel bir bozukluk değil, öznenin simgesel düzeyde çözümleyemediği çatışmayı bedende yazdığı bir formdur. Çocuk dilde ilerledikçe, beden geriye çekilir. İlerleme ile regresyon aynı anda işlemektedir. Bu vaka Dolto’nun sıkça vurguladığı temel tezi açıkça gösterir: çocuk kendi semptomunu yalnızca kendi adına üretmez; aile yapısındaki semptomatik düğümlenmeyi bedeninde taşır. Çocuk bu sebeple ailenin semptomudur. Vakanın okumasını Lacanyen perspektife çektiğimizde bu formül çok daha radikal biçimde görünür olur: Çocuk semptomu, aile romansında işlenemeyen bir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Algı, izafiyet ve idrak...
Algının Göreliliği (Psikolojik İzafiyet) Duyusal girdi ve dikkat mekanizması zaman algısını manipüle eder. Beyin, acı veya tehlike anında hayatta kalma güdüsüyle tamamen "o ana" odaklanır. Bilgi işleme hızı maksimuma çıkar, detaylar artar ve bu durum zamanın genişlemesine (akmamasına) neden olur. Buna karşın dopamin seviyesinin yükseldiği, zihnin "akış" durumunda olduğu mutluluk anlarında dikkat dış dünyaya ve zamanın takibine değil, deneyimin bütününe odaklanır. Zihinsel saat yavaşlar, dolayısıyla kronometreye göre uzun olan bir süre algıda saniyelere dönüşür. İdrak Boyutu (Bilincin Zamanı Anlamlandırması) Algı anlık ve duyusal iken, idrak bu girdileri bir bilince, bir varoluş zeminine oturtma çabasıdır. Bu paradoks bize şunu söyler: Evren Newtonian bir mutlaklıkla, tıkır tıkır işleyen homojen bir saatten ibaret değildir. Zaman, yalnızca uzay-zaman dokusundaki kütleçekimiyle bükülen fiziksel bir olgu olmakla kalmaz; aynı zamanda insan bilincinin derinliklerinde de bükülür. İdrak düzeyinde insan, kronolojik zamanın ötesine geçerek niteliksel zamanı keşfeder. Gerçek anlamda "yaşanan" süre, saatlerin gösterdiği değil, idrakin derinliğinde iz bırakan süredir. Fiziksel Gerçeklik ile Bilişsel Gerçekliğin Kesişimi Kuantum fiziği ve modern nörobilim çizgisi geliştikçe gördük ki "gözlemcinin konumu ve bilinci" gerçeğin kendisini şekillendirir. Nesnel dünya ile öznel deneyim arasındaki sınır, idrak yükseldikçe silikleşir. Saatteki bir dakika her yerde bir dakikadır (klasik fizikte), ancak onu yaşayan bilinç için "an", sonsuz varyasyon barındıran kuantum mekaniksel bir olasılık havuzudur. Bu bağlamda, zamanın sadece fiziksel bir koordinat değil, aynı zamanda bilincin inşa ettiği bir esneklik olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada, zihnin bu "zamanı bükme" kabiliyetini
Gerçek canlılık motivasyondan çok iç tutarlılıktan doğar. Kişi bir şeyi gerçekten istediğinde yorulabilir, ama kolay tükenmez. İstemediği şeyi sürekli sürdürmek zorunda kaldığında ise içerden dağılır. Çünkü iç dünya gerçeği bilir. Zihin kendisini kandırabilir; insanın içi tamamen susturulamaz. Bastırılan her şey bir yerden enerji çekmeyi sürdürür. Hakikat bu yüzden özgürleştirdiği kadar hafifletir. Kişi korkuyorsa korktum, yorulduysa yoruldum, istemiyorsa istemiyorum, kırıldıysa kırıldım diyebilir. Bu dürüstlük onu eksiltmez. İçteki dağınıklığı azaltır. Enerji yeniden toplanır; çünkü artık kendisine karşı yaşamıyordur. Ahmet Turan Esin
1000Kitap
Bismillah ❤️ Dünya, hakikatin insanın kalbinde açığa çıktığı büyük bir imtihan meydanıdır. Zaman, herkesin iç yüzünü sabırla ortaya çıkarır. Aynı ateşe girenlerden biri pişip kemale erer, diğeri öfkesine yenilip kendi içini yakar. Musibet geldiğinde yollar ayrılır. Kimi yükünü yalnız omuzlamaya kalkar ve yorulur; kimi ise tevekkülle Rabbine sığınır, yükünü O'na emanet eder ve huzur bulur. Çünkü imtihan, sadece başa ne geldiğini değil; insanın başına gelene karşı kalbini kime çevirdiğini de gösterir. “Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” (Bakara, 257) ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Gece, öykü zamanıdır. Gündüz, geceden kuşku duymayan başka bir dünyadır. İki dünya iç içe geçmemelidir. Hüznün Fiziği
Edebiyat