İt olana tasma yerine taç takanlara duyrulur: Baya tuzlu oldu (:
Bugün 2 ölçek mini tartoletlerin yarısıyla çikolatalı kurabiye yapacaktım. Dün akşamdan hamuru hazırlayıp dolaba atmıştım. Normalde ince tanecikli tuz kullanıyoruz ve ben buzdolabı poşedinde şeker (!) buldum. O an taneciğine göre karar kıldım ve biraz loştu. Tuz olmasının mümkünatı yoktu. Ve damla çikolata koyacağım için normalden az şeker koydum. Hamurun tadına bakacaktım unuttum. Bugünle birlikte toplam 3.30 saat harcadım. Bizimkilere kahve yapıp götürdüm. Ablamla konuşurken anneme de yemesi için ısrar ediyordum. Kadın yedi ve "Bu ne böyle tuzlu baya?" dedi. Tipiyle şaka yapıp yapmadığını anlamadım. Sonra ablam da ısırdı ve ağzından direkt hafifçe tükürdü. Ve "Haahahaa çok komik tamam, şimdi sıra bende." deyip kahveye bandırdığımı daha ısıramadan baya tuz tadı geldi ve "Ohaa şaka değilmiş. İnanmıyorum bu nasıl tuz olabiliiirr?" ama sona doğru sinirden ağlamaklıyım. "ŞEKER BÖLÜMÜNDE TUZUN NE İŞİ VARDI? BUZDOLABI POŞETİNDE TUZU KİM KOYDU?" diye biraz sinirlenirken bir sıcak bastı, bir tansiyonum düştü anlatamam. Güldük de baya ama hep sinirden ve öyle böyle yaşanan aptallıktan. "Sahte meyve tabaklarına benziyor: Biz ona bakıyoruz o bize bakıyor ama yiyemiyoruz. Hoş bu gerçek ama yiyemiyoruz yine de. ><" deyince annemin çözümü "Üzülme ıslatır tavuklara yediririz." oldu. "Bunun yarımını yiyen tavuğun yaşayabileceğini düşünüyor musun, hepsi çöpe. -_-' Ben yapmış olsam bile hiçbir albenisi yok. Sen nasıl yedin anne, delirdin mi?" deyince "Sen ısrar ettin, yemesem üzülecektin." dedi. 🤦‍♀️ Ben zaten minik kurabiye ve minik şekilde yapmıştım. Tatsın istedim ama tuzlu olduğunu bilmiyordum. İlk tepsi de çıkınca normalde tadarım ama tadasım gelmedi, yemek için hep birlikte olmayı bekledim. 😅😅🤦‍♀️ Poşet suçlusu annem. Ve ilk onda patladı. Tuzu seven ben bile o kahveden ötürü
Hayata Dair
Su sıcaklığı, tuzluluk ve okyanus akıntıları gibi veriler ilk bakışta sıradan bilimsel parametreler gibi durabilir. Ancak bu veriler, özellikle denizaltı harp teknolojisi (Anti-Submarine Warfare - ASW) için hayati önem taşır. Sonar Dalgalarının Kırılması: Ses dalgalarının su altındaki yayılım hızı ve yönü; suyun sıcaklığına, basıncına ve tuzluluk oranına bağlı olarak dramatik bir şekilde değişir. Bir ülkenin karasularındaki bu dinamikleri (termoklin tabakalarını) tam olarak bilmek, o sulara sızacak düşman denizaltılarının sonar radarlarına yakalanmadan nasıl hareket edebileceğini hesaplamak ya da tam tersi, yaklaşan bir tehdidi tespit edebilmek anlamına gelir. Çin'in bu konudaki hassasiyeti, Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı gibi jeopolitik fay hatlarındaki askeri üstünlük arayışıyla doğrudan ilgilidir. Soğuk Savaş döneminden beri ABD (Navy Marine Mammal Program) ve Rusya'nın yunusları, fokları ve hatta balinaları (2019'da Norveç açıklarında bulunan meşhur casus balina Hvaldimir gibi) mayın tespiti, liman koruma ve su altı sabote edici unsurları izleme amacıyla eğittiği öteden beri biliniyor. Siborg Hayvanlar: Canlı kaplumbağa veya balıkların üzerine yerleştirilen, dışarıdan fark edilmesi son derece güç, enerji ihtiyacını canlının hareketinden veya minik pillerden alan mikro sensörler. Biyotaklit Robotlar: Doğrudan bir balık veya deniz canlısı gibi yüzen, sonar radarlarında biyolojik bir varlık gibi görünen ve ayırt edilmesi neredeyse imkansız olan insansız su altı araçları (UUV). Çin'in WeChat üzerinden yaptığı duyuru ve yerel balıkçılara vaat ettiği yüksek meblağlı ödüller (500 bin yuan'a kadar), Pekin'in "Halk Savaşı" (People's War) doktrininin siber ve denizel alana uyarlanmış bir versiyonudur. Devlet, profesyonel istihbarat ağlarının yetersiz kalabileceği
İstihbarat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yıllardır Aradığım Yer Bendim..
İnsan hayatı boyunca birçok yer arıyordu. Kimi bir şehirde bulacağını sanıyordu huzuru. Kimi bir insanda. Kimi büyük başarıların sonunda. Kimi de yıllarca kurduğu hayaller gerçekleşince. Herkes bir yere varmaya çalışıyordu. Sanki hayat, ulaşılması gereken bir durakmış gibi… Sanki insan, olduğu haliyle yeterli değilmiş gibi… Sanki biraz daha başarılı olursa, biraz daha güzel görünürse, biraz daha güçlü durursa, biraz daha sevilirse sonunda hak ettiği huzura kavuşacakmış gibi… Oysa kimsenin fark etmediği bir şey vardı: İnsan bazen bütün ömrünü kendisinden uzaklaşarak geçiriyordu. Bunun farkına vardığında yirmi sekiz yaşındaydı. Ama hikâye yirmi sekiz yaşında başlamıyordu. Çok daha önce başlamıştı. İlk kez çocukken bir öğretmeni ona: “Daha düzenli olmalısın.” dediğinde… Sonra başka biri: “Daha uslu ol.”
Duygular
Herkeste olan bir şey var içimde. İç ses! İç sesim bana ne yapmam konusunda görevlendirilmiş bir rehber. Ona kulak vermezsem, sonucunda kızabilirim kendime!
içimde fırtınalar koparken,dışımda sükunetin çığlık atışlarıydı çaresizlik..ve susmak,hiç bukadar sesli olmamıştı...
Panik ataklar ve bitmeyen iç ses..