“Ben sanki var değilim, boşlukta yer kaplamayan bir şeyim. Bilinen tek şey bunun bir zayıflık anı olduğu. Hiç kimsenin sana ihtiyaç duymaması çok zor bir duygu. Ben de daha aşağı birinin gücüyle ayakta durmaktan nefret etmeliyim. İsteğim bir insanın yaşamını olduğu gibi doldurmak ya da değişik yaşamları.
Kendimi çok kısıtlanmış hissediyorum. Ruhum içime sıkıştırılmış durumda, başka bir yaşama alanına ihtiyacım var.”
O mektupla ilgili çok şey söylerdim ama bu kadar yorgun olduğun için bugün sana hiçbir şey söylemiyorum, ben de yorgunum; aslına bakarsan, uykusuzluktan çatlayan başımla Viyana’ya varışımdan beri ilk kez bu kadar yorgunum. Sana hiçbir şey söylemiyor, onun yerine seni koltuğa oturtuyorum (Bana yeterince sevgi göstermediğini söylüyorsun ama orada oturmama izin verip karşıma oturmandan ve yanımda olmandan daha büyük bir sevgi ve saygı olabilir mi?); işte şimdi de ben seni koltuğa oturtuyor, yanımda ve dahası bana ait olmanın verdiği mutluluğu kelimeler, gözler, eller ve bu zavallı kalple nasıl içime alacağımı bilemiyorum. Yine de aslında sevdiğim sadece sen değilsin, daha fazlası; senin aracılığınla bana hediye edilen varlığım.
Ona olan sevgimi hissettirebilmek için nelerimi vermezdim ki? Doğduğunda onu kucağıma alabilmek için, kokusunu içime çekebilmek için, ona sarılabilmek için her şeyi yapardım. Her şeyi.
Ama bir kokusu olsun istedim. Hiç içime çekemeyecek olsam da... -H.Y
“Ben seninim,” dedim, yağmur etrafımızda gürültüyle yağarken.
“ Bacaklarımı kırabilirsin fakat yine de peşinden sürünceğim. Eğer yaralanırsan seni iyileştirmek için kendimi parçalara ayıracağım… her….zaman…. Bu geçici bir anlaşma değil. Birlikte olacağız. Sonsuza dek. Ya da öleceğim .”
İki renkli gözleri büyüdü.
“ Ne dediğimi anlıyor musun prenses?”
Nefesi kesildi.
“ Bunu hissetmediğini söyle bana.” iyice yaklaştım; dudaklarımız birbirine değdi. Bu öpücükte cinselliğe dair hiçbir şey yoktu; tamamen sahiplenme ve öfkeden ibaretti. “ Eğer hissetmiyorsan, vazgeçerim” diye fısıldadım dudaklarına karşı. “ Seni korumaya devam ederim fakat artık… çabalamayı bırakırım.”
Ölmekte olan bir adam gibi nefes aldım ,onu içime çektim. Gözbebekleri büyüdü.
“ Bunu, hissediyorum.” dedi sessizce.” fakat bu.. hiçbir şey ifade etmiyor”
Ağzımı onunkine bastırdım, dilim dışarı çıktı ,yutarcasına. Dili karşılık verdi.
“İkinize de ne oluyor böyle ?” diye bağırdı Augustus. “Neden sizi sürekli böyle buluyorum? Kan kaybederken öpüşüyorsunuz.”

Neden mutfağı bu kadar seviyorum bilmiyorum. Garip. Sanki çok eski bir özlem gibi. İçime kazınmış bir şey.
Burada durunca her şey sıfırlanıyor. Bir şeyler geri geliyor.