8/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
EFFİ BRİEST THEDOR FONTANE Theodor Fontane ilk kez okuduğum bir yazar. Okuduğum yazarları araştırmak, özellikle de yeni başladığım bir yazarsa, benim için her zaman bir merak konusu olmuştur. Fontane hakkında öğrendiklerim ve okurken idrak ettiğim durumlar şunlar: Kendisi 19. asır Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Edebi kariyerine gazeteci olarak başlamış, daha sonra deneme, edebiyat ve sanat eleştirisi, mektup gibi farklı alanlarda eserler vermiştir. 19. asır Alman edebiyatında realist akımın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Hakiki olaylardan yola çıkarak yazdığı eserlerde dönemin Almanya’sının toplumsal panoramasını çizer ve sosyo-kültürel yapısına eleştirel bir bakış açısı sunar. Soyluların dünyasını, burjuvaziyi, kadınların toplumdaki yerini ve insan ilişkilerindeki çatışmaları çok ince gözlemleyen eserleriyle tanınır. Sıra geldi kitabı dilim döndüğünce özetlemeye. Effi, 17 yaşında Alman aristokrat bir ailenin kızıdır. Yaşının gerektirdiği ve biraz da mizacı icabı uçarı, neşeli, gözü pek ve tez canlı bir tabiata sahiptir. Romanın başlangıcında Effi’yi kendi evinde, arkadaşları ve ailesiyle birlikte tabiatın içinde keyifli vakit geçirirken görüyoruz. Derken bir talip çıkar gelir. 38 yaşındaki Baron Geert von Innstetten, Effi ile evlenmek ister. Baron daha önce Effi’nin annesi Luise’ye talip olmuş, fakat o dönemdeki statüsü nedeniyle reddedilmiştir. Başarılı kariyer sahibi bir erkekle yapacağı evliliğin mutlu olmaya yeteceğini düşünen Effi, bu evliliği kabul eder. Baron Geert ve Effi evlenirler. Düğünden sonra uzun bir balayına çıkarlar, ardından evlerine dönerler. Effi yeni evini tanımaya ve alışmaya çalışır. Fakat eşinin işi gereği onu zaman zaman yalnız bırakması, genç yaşının da etkisiyle onda bir boşluk oluşturur; eski
Edebiyat
Effi BriestTheodor Fontane · Can Yayınları · 2026170 okunma
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:17
"Çocukluğumu aramak bir rodeo atına binmek gibiydi; er ya da geç üzerinden fırlatılacağımı biliyordum." Alex Schulman kitaplarını okuduysanız az çok tahmin edersiniz ki, hikâyelerin sonu bir şekilde çocukluk travmalarına çıkar. Bu beni nedense hiç rahatsız etmiyor. Aksine okuduğum her kitabında düğümler çözüldükçe "Oh be!" diyor, adeta baş karakterle birlikte ben de yüklerimden kurtuluyorum. Öğretmenlik yapan kırk beş yaşındaki Vidar'ın, iki yıl önce kaybettiği babasından kalan eşyaların arasından bir telefon rehberi bulmasıyla başlıyor olaylar. İçgüdüsel bir hareketle, çocukken yaşadığı yazlık evin telefon numarasını çeviriyor ve bingo! Telefonu babası açıyor. :) Her gün aramaya başlıyor Vidar, aile bireylerinin hepsiyle konuştuğu gibi, kendi çocukluğu ile de adeta dost oluyor. :') Kendi çocukluğunuzla sohbet ettiğinizi düşünsenize.Okurken bile tüylerim diken diken oldu benim. Her aradığında ailenin yılın aynı gününü yaşadığını fark ediyor: 17 Haziran 1986. Ve bugünün bir anlamı olduğunu, bir sır taşıdığını, önemli bir olay yaşanmış olduğunu keşfediyor fakat bu gizemi çözmek tam bir yılına mal oluyor, tabii bir de akıl sağlığına. Paralel evren mi, büyülü gerçekçilik mi derken ikisinin de olmadığını çabucak anlıyorsunuz. İkisi de Schulman'ın tarzı değil zaten. Velhasıl; bir çeşit kırılma noktasının olduğu o günün, aslında sıradan bir gün olmadığını, yetişkin bir insanın hayatını bugün bile derinden etkileyecek bir yaranın aslında o gün açıldığını ve Vidar'ın belki de ruhunda buna benzer daha ne yaralar taşıdığını boğazınızda bir yumru ile idrak ediyorsunuz. Çocukluğumuzda oluşan ve bir ömür boyu kapatamadığımız o gedikler... Kiminin varlığından bile haberdar olmadığımız o koca çukurlar... Kendi çocukluğunun korkularını gidermek, ona güven vermeye, onu korumaya
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,263 okunma
Reklam
Pythagoras
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:56
pisagor; felsefe tarihinde bazı sokratik kavramların şekillenmesinde rol oynayan hem kurduğu okuluyla hem de alımlanmasıyla acayip ve önemli bir filozof. filozofun biraz kişiliğine değinirsek; diogenes laertios'un yazdığına göre: "italya'da yer altına bir yaşam alanı yaptırmış. burada belli bir süre kaldıktan sonra eriyip iskelete dönmüş bir şekilde çıkmış. meclise koşup hades'ten geldiğini söylemiş ve onlara olan biteni söylemiş söylenenlerden o kadar etkilenmişler ki ağlayıp inlemişler ve pythagoras'ın bir nevi tanrı olduğuna inanmışlar. hatta ondan bir şey öğrensinler diye kadınlarını bile ona emanet etmişler. bunlara pythagoras'çı kadınlar denmiş. bunlar da hermippos'un anlattıkları." buradan da anlaşılacağı üzere pythagoras; insanlar üzerinde manipülasyon yeteneğini çok iyi kullanır. kurucusu olduğu okulun öğretileri de bir o kadar ezoteriktir. pythagoras öğrencilerinden öncelikle ''sus yemini'' etmelerini ister çünkü filozofa göre bilgi saklı kalmalıdır ve herkesçe bilinmemelidir. bu da zaman içerisinde öğrencilerinin bildiklerine dair kafa karışıklığına neden olur ve öğretiler etkin bir şekilde idrak edilemez hâle gelir. platon, italya'ya gittiğinde pythagorasçılarla tanışır. bu tanışıklıktan sonra platon'un sistematik felsefesi gelişir. idealar kuramının bir kökünün pythagoras'a kadar gittiğini söyleyebiliriz. çünkü idelere baktığımızda; âlem dualist bir biçimdedir ve amaç en ''iyi''ye ulaşmaktır. bu öğretilerin temelinde de pythagoras'ın felsefesi vardır.
FragmanlarPythagoras · Ketebe Yayınları · 202521 okunma
Puan vermedi·109 syf.·
2026 25. kitabı
Fransa’da, küçücük bir masum kız çocuğunun doğduğu andan itibaren, anne ve babasının psikolojik ve fiziksel şiddetine nasıl maruz kaldığını anlatan kısacık, gerçek bir roman. Açıkçası, kitap her satırında beni çok öfkelendirdi. Minicik masum bir çocuğun hissettiklerini ben de hissettim, bazı sayfalarda bu kadar mı vahşileşebilir insanlar diye sorguladım.Fiziksel şiddete maruz kalmasını gösteren onlarca emare olmasına rağmen yetkililerin buna kör kalmasına ayrıca öfke duydum. Ortada koca bi istismar olduğu aşikar keza anne ve baba oyunculuklarıyla yetkilileri bir şekilde öyle olmadığına ikna edebiliyor. Sonradan durumun ciddiyetini anlasalar da ne yazık ki “Geç gelen adalet adalet değildir” sözünün vücut bulmuş halini hissediyorsunuz kitabın son satırlarında. Nedense hep iş işten geçtikten sonra bir şeylerin ciddiyetini idrak ediyoruz. Keşke şu dünyada çocuklar acı çekmese, keşke onlara daha iyi bi dünya sunabilsek... Keşke çocukları koşulsuz bir sevgi içinde büyütbilecek idrağa sahip yetişkinler anne baba olabilse.. Diana gibi acı çektim, kimsesizliğini içimde hissettim. Gerçekten çok etkileyici bir kitap hala etkisinden çıkamıyorum, keşke herkes ilahi ve adil bir anne baba olabilse. Her sayfasında biraz daha içim sızladı, biraz daha sustum. Bir çocuğun duyulmayan sesine tanıklık etmek kolay değildi. İnsanın kalbine dokunan, düşündüren ve iz bırakan bir kitap. Mutlaka okunmalı.
1000Kitap
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
Kitabı ve yazan kişinin emeğini küçümseyerek kötüleyenlere cevap.
Puan vermedi·424 syf.··
2026 1. kitabı
Kitapta birçok tehlikeli unsur bulunmakta evet kötü şeyler zararlı şeyler kutsallaştırılmış evet ancak kimsenin yazarın emeğini çürütmek gibi veyahutta başka bir kitabı beğenip bunu onunla karşılaştırıp bu kitabı kötülemek gibi bir hakkı yok. Bu kitabı yazan kişinin emekleri beğenen kişilerin duyguları veyahutta kitaptaki karakterleri aynalar empati yapmasını bilen kişilere hakarettir bu, eleştiri yapılabilir evet ama asla emeklere ve duygulara hiçbir söz söylenemez kitaptaki konuları olayları idrak edemeyen küçük yaştaki okurları durdurmak onların çevresi ve ebeveynlerinin sorumluluğudur. Bunu kitaba veya yazara yöneltmek çok yanlış bir davranış,eğer yanlış birşey yapıyorsanız çevrenizdekiler size dur demeli kitaptan beklediğiniz şeye merakla baktım isminden bile küçük yaşlara uygun olmadığı belliyken küçük yaşta okuyup saçmalıklar ile uğraşan kişiler veyahutta okuyanları durdurmak yerine geç kalınmış bir şekilde buraya inceleme niyetine sadece iğneleyici sözler yazan rehber öğretmeni olacak şahıs gibi sözler yazma hakkına sahip değilsiniz öğretmensen daha öncesinde fark edip okuyanları durdurmalıydın burada kitabı kötüleyemezsin ve küçük yaşta okuyan kardeşlerim küçüklerim anlayamayacağınız şeyleri okumaktan anlasanız bile belli bir yaşa gelmeden önce bu tarz şeyleri okumanız zaten saçma ve etik dışıdır sizin okuyup saçmalamanız ne yazarın ne de kitabın suçu değildir. HİÇBİR ESERE HİÇBİR EMEĞE SAYGISIZLIK ETME HAKKINIZ YOKTUR.
Ölüme Fısıldayan AdamBüşra Yılmaz · Epsilon Yayınları · 202014,7bin okunma
7/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 17:37
İvan İlyiç; işi, kazandığı para ve beklediği terfilerle kendini sürekli bir üst basamağa taşıma hırsıyla yaşayan, dışarıdan bakıldığında 'başarılı' görünen biridir. Ancak bu başarı tablosunun ardında bitmek bilmeyen bir boşluk vardır. Sosyal statüsünü yükseltmek uğruna sıradan insanlardan sıyrılıp soylu ve varlıklı çevrelerde kendine yer edinmeye çalışır. Her elde ettiği başarıdan sonra, anın tadını çıkarmak yerine bir sonraki hedefine odaklanır; böylece yaşadığı günün kıymetini bilmeden, geleceği inşa etme takıntısıyla ömrünü tüketir. ​Bu hırsların esiri olmuşken, ani bir hastalıkla yaşamın yavaş yavaş elinden kayıp gittiğini fark eder. Ölümüne yaklaşan her gün, geçmişte inşa ettiği o kusursuz hayatın aslında ne kadar boş ve sahte olduğunu dehşetle idrak eder. Hastalığı ilerledikçe ailesi onu bir 'engel' olarak görmeye başlar; o da bunun farkındadır. Tolstoy, karakterin iç dünyasındaki çöküşü ve sorgulamaları oldukça etkileyici bir şekilde aktarır. Toplumun dayattığı normlara göre yaşamanın bedeli, gerçek bir sevgi bağı değil, sahte bir aile hayatı olmuştur. Her şeyin farkına varışın getirdiği derin pişmanlık ve keşkelerle, hayatını boşa harcamış olmanın sancısını çekerek sonuna yaklaşır
1000Kitap
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma
Reklam
Reklam