Puan vermedi·56 syf.··
2026 52. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 13:43
#okudumbitti YAZAR: STEFAN ZWEIG YAYIN: PUSLU YAYINLARI ÇEVİRİ: NİL PRÖTTEL Herkese merhabalar bugün sizlere çok sevdiğim yazar Stefan Zweig’in kaleminden çıkan bir kalbin çöküşü adlı eseriyle geldim. Size şöyle söylebilirim ki bir insanın kalbinin nasıl yavaş yavaş kırıldığını okumak bazen bir trajediyi okumaktan daha ağır geliyor. Bu kitap da bana tam olarak bunu hissettirdi. Haydi gelin kitabın yorumuna geçelim şimdi de. Hikâyenin merkezinde hayatını ailesine adamış bir baba var. Yıllarca kendi isteklerini, hayallerini ve mutluluğunu bir kenara bırakmış; eşi ve kızı için yaşamış. Onların yüzündeki bir tebessüm onun için her şey olmuş. Fakat çıktıkları tatilde bir gece gördüğü manzara, kurduğu bütün dünyanın çatırdayarak yıkılmasına neden oluyor. O andan sonra okuduğumuz şey sadece bir olayın sonucu değil, bir babanın içten içe çöküşü. Kızına duyduğu hayranlık, eşine duyduğu sevgi ve yıllardır kurduğu aile tablosu gözlerinin önünde parçalanırken onun yaşadığı çaresizliği iliklerime kadar hissettim. Gitmek istiyor ama gidemiyor, konuşmak istiyor ama konuşamıyor. İçine attığı her şey onu biraz daha tüketiyor. En çok da eşini sorguladığı anlar etkiledi beni. Uğruna ömrünü verdiği kadının artık bambaşka biri gibi görünmesi, yıllarını verdiği hayatın elinden kayıp gittiğini fark etmesi gerçekten yürek burkucuydu. Çünkü onun kaybettiği şey sadece ailesi değildi; gençliği, fedakârlıkları ve yıllardır inandığı her şeydi. Otelden ayrılışı, yaşadığı yıkımın ardından hayattan kopuşu ve ameliyat süreci hikâyeyi daha da hüzünlü bir noktaya taşıyor. Kısacık bir kitap olmasına rağmen içinde koca bir ömrün kırgınlığını taşıyor. Son sayfayı kapattığımda aklımda tek bir şey kaldı: Bazen bir insanı yıkan şey büyük felaketler değil, en çok sevdiklerinin
Bir Kalbin ÇöküşüStefan Zweig · Puslu Yayıncılık  · 201920,5bin okunma
Puan vermedi·504 syf.··
2026 25. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 20:16
Bu destanın bence en ayırt edici yanı, insanın kader karşısındaki çaresizliğine bir karşı çıkış olarak zekasıyla karşılaştığı engelleri aşabilmesinin işlenmesi. Kahramanlık, bu destanda yalnızca fiziksel güçle özdeşleştirilmez, aynı zamanda zeka, sabır ve stratejiyle ilişkilendirilir. Odysseus tanrılar tarafından bahşedilmiş, doğuştan gelen niteliklerle değil, baş etmeyi yaşayarak, deneyimleyerek öğrenir. Harekete geçer, risk alır: "...insan atılgan olmalı başarmak için bir işi..." (s. 114). Machiavelli'nin bayılacağı cinsten biri. Bu destanı siyasal olarak okumak da zor değil, Homeros sık sık iyi hükümdarın öneminden dem vurur: "bilirsin sen de, uşakların kaderidir yaşamak korku içinde, hele hizmet ettikleri efendileri akılsız olursa." (s. 237). Emek verenle emekten yararlanan arasındaki eşitsiz ilişkiden söz etmekten de geri durmaz: "...asıl biz çekeriz bu ak dişli domuzların kahrını, oysa bizim emeğimizi başkaları sömürür hiç korkmadan..." (s. 247). Yalnızca kralları, kahramanları okumayız destanda, gündelik hayatın gerçekliği canlı bir şekilde yansıtılır. Kahramanda gördüğümüz bir başka özellik de tek başına yiğitliği yeterli bulmaması, ittifak kurmaya, dayanışmaya ihtiyaç duymasıdır: "Zordur bir sürü insana karşı koyması bir tek insanın, ne kadar yiğit olursa olsun, yenerler onu." (s. 274). Bireysel kahramanlığın sınırlılığını, başkalarıyla birlikte hareket etmenin zafere götüreceğini belirtirken Homeros, Bauman'ın neoliberal bireycilik eleştirisine geçmişten bir ışık yakar. Bauman okuduğunda (eğer okuduysa) bu satırların altını çizmiştir muhtemelen.
OdysseiaHomeros · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,2bin okunma
Reklam
İnsan ancak kalbiyle baktığında doğruyu görebilir.
Puan vermedi·288 syf.··
2026 6. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:06
Bazı kitaplar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın hayatına küçük bir ayna tutar. *Hyunam-Dong Kitabevi* benim için ikinci gruba ait kitaplardan biri oldu. İlk bakışta bu roman, kurumsal hayatı bırakıp bir kitabevi açan bir kadının hikâyesi gibi görünüyor. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun bir meslek değişikliği hikâyesinden çok, modern insanın yorgunluğunu anlatan bir roman olduğunu fark ediyorsunuz.Yeongju toplumun başarılı saydığı her şeye sahip biri. İyi bir eğitim, iyi bir kariyer ve düzenli bir hayat... Fakat bütün bunlara rağmen mutlu değil. Çünkü bazen insan istediği hayatı değil, ondan beklenen hayatı yaşıyor. Romanın merkezindeki kriz de tam olarak burada başlıyor.Bu noktada kitap bana sık sık Byung-Chul Han'ın modern yorgunluk üzerine düşüncelerini hatırlattı. Günümüz insanı artık başkaları tarafından baskılanmıyor; kendi performansının yükü altında eziliyor. Yeongju'nun yaşadığı tükenmişlik de bu durumun çok tanıdık bir örneği.Romanın en sevdiğim yanı ise büyük dönüşümler vaat etmemesi oldu. Kitabevi açıldıktan sonra her şey mucizevi biçimde düzelmiyor. Müşteriler akın etmiyor, hayat bir anda anlam kazanmıyor. Tam tersine, karakterler küçük adımlarla iyileşiyor. Çünkü yazarın asıl anlatmak istediği şeyin bu olduğunu düşünüyorum: Hayat bazen büyük değişimlerle değil, küçük duraklarla dönüşüyor.Kitabevine gelen karakterlerin hemen hepsinin ortak bir noktası var. Başarısız hissedenler, yönünü kaybedenler, yalnız kalanlar, kendini ait hissedemeyenler... Aslında hepsi modern hayatın farklı yüzlerini temsil ediyor. Bu yönüyle kitap bana Viktor Frankl'ın insanın temel ihtiyacının mutluluk değil, anlam arayışı olduğu fikrini de sık sık hatırlattı.Roman ilerledikçe kitabevinin kendisi bir karaktere dönüşüyor. İnsanlar oraya sadece kitap almak için değil, biraz
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,2bin okunma
Görünmeyen Üniversite
10/10
·160 syf.··
2026 25. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 18:22
"Görünmeyen üniversite" kitabı salt bir kitap olmayıp hacimce küçük içerdiği anlam ve derinlik itibariyle ciltlerce kitabın anlatamadığı mevzuları az ve öz ve kısa anlatımıyla sıkmadan yormadan anlatıyor. 1960'larda Anadoludaki her kesimden insanı kendine hayran bırakan Hocaların Hocası Mehmet Zahid kotku Hazretlerinin tasavvuf ahlakını üslubunu ve hizmetlerini anlatıyor. Yazar, mürşidi ile tanışmasıni da ele alıp sonraki süreçte tasavvufta yaşadığı bazı durumları kısa vecih sözlerle bize aktarıyor. Bütün bunları anlatırken günümüz insanının "Modern Dünya" içindeki teknik gelişmelerle beraber nasıl kaybolduğunu, eşyaya nasıl esir düştüğünü dile getiriyor. İnsanın modern dünyanın esiri olmaktan ancak peygamberin izinden giderek kurtulabilecegini ifade ederken bizi peygambere götürecek Görünmeyen üniversitelere ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Görünmeyen üniversiteler insanı çağın aglarindan bağlarından kurtarıp güzel ahlak sahibi olmaya davet eder. Adeta insanın elinden tutarlar. O gizli bir el,manevi bir eldir. Onu çoğu kez göremezsiniz ancak gönlünüzde kalbinizde hissedersiniz.onlar kalbinize dokunur,kalbiniz üzerinde iz bırakır. Onlarsız yola çıkılmaz, çıkılamaz. Onlar her çağda olduğu gibi bu çağın da iz sürücüleridir.Yoldan çıkmış,Yolunu kaybetmiş maddi ve manevi hastalıklara duçar olmuş bu çağın insanına Görünmeyen üniversiteler birer sığınak, durak, hatta hayatın merkezi olmuşlardır.Onlar yeryüzünün kandillerdir. Birer pusuladir. Yazar, bütün bunların farkında olup o büyük zatları bize tanıtmak istemiştir. En büyük zenginlik insanın kalbinin sükunet içinde olması çağın kirinden arinmasidir. İşte onlar sizi çağın ağından, kirinden kurtarıp sizi kendinize getirirler, nefes almanızı sağlarlar. Size nefes olurlar. Modern çağda nefessiz kalan maddi ve manevi hastalıklara
Görünmeyen ÜniversiteErsin Nazif Gürdoğan · İz Yayıncılık · 201990 okunma
Puan vermedi·%80 (402/501 syf.)··
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 08:14
Bence Zweig, "Dünün Dünyası" sancısını çektiği için, güvenli, medeni ve kendine hak gördüğü bir dünyanın yok oluşunu bizzat tecrübe ettiği için, Filistin'de nesillerdir devam eden bu yıkımı modern barbarlığın bir kanıtı sayardı. Biliyorum dan diye girdim ama bu budur. Zweig öldüğünde Filistin halkı zaten acı çekiyordu. Ancak Zweig bu acıyı örgütlü bir Yahudi devletinin zulmü olarak değil, İngiliz sömürgeciliğinin ve Nazi zulmünden kaçan çaresiz mültecilerin yarattığı trajik bir bölgesel çatışma olarak gördü, bence. Ve oraya sışınan yahudiler ile zaten orada olan azınlığın arasındaki farkı da bilirdi. Eğer 1948 sonrasını ve bugünkü iğrenç askeri işgali görebilseydi, Theodor Herzl'in o "saf rüyasının" nasıl bir kanlı pisliğe dönüştüğünü fark edip çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. 1 2 yıl erken intihar edebilirdi belki. Şu adama temasını okuduğum yerde kitanı bırakabilirdim. Yine Zweig, bir mektubunda Filistin'de bir Yahudi yaşamı kurma çabalarını eleştirerek genel olarak gençlere "Filistin'e gitmek yerine diller öğrenmesini ve küresel bir serbest ruh olarak kalmasını" tavsiye etmiştir. Zweig, Yahudilerin o topraklara gidip yerleşmesini yapay ve zorlama bir milliyetçilik projesi olarak gördüğünü anlıyorum. Zweig, Siyonizm'in Filistin'de bir devlet kurma fikrine karşı çıkarken en büyük savunusu dayanağı argumanı da barış barış barıştı. O dönem Filistin'e yapılan zorunlu göçlerin, ki bana göre bu sığınmadır ve toprak satın alımlarının ki bu konu da fikrim de çoğunluğa uymuyor, yerel Arap nüfusla bir çatışma ve şiddet doğuracağını biliyordu. Doğurdu da. İntihar ettiği için birinci nakba felaketini göremedi. Ama evet felaket yaşandı. Zweig, Yahudiliğin tarih boyunca orduya, silaha ve sınırlara ihtiyaç duymadan hayatta kalmasını bir gurur kaynağı olarak görüyordu zaten
Edebiyat
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,680 okunma
10/10
·172 syf.··
2026 23. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 01:54
Belki bunu yargılayıcı bir bakış olarak değerlendirebilirsiniz ama yakasında Filistin bayrağı ya da karpuz rozeti gördüğüm, başından, boynundan kefiyeyi eksik etmeyenleri görünce içten içe merak ederim hep; acaba bunları yaparken bu konu hakkında kaç kitap okudu ya da olayların perde arkasına dair bir merakı var mı yoksa sadece sloganlarla ve sembolik nesnelerle mi yaşıyor? Bunları yaparken elbette hiç kimsenin bir uzman gibi konuya hakim olmasını, her soruya cevap verecek kadar bilgiye sahip olması gerektiğini söylemiyorum, ancak baktığınızda bir meseleyi boş sloganlardan bilinçli bir farkındalığa taşımak; o mesele ile ilgili ödediğiniz ya da ödemeye meyyal olduğunuz bedelle de ilintilidir. Bugüne kadar İran haricinde hatta İran'ın da edebiyatı ve sineması haricinde doğuya çok ilgi duyduğum söylenemez ancak biraz da yanı başımızda yaşanan savaşlar, katliamlar hatta Filistin'de yaşanan soykırım, bir insan olarak beni aktüelin içine çekiyor ister istemez. Ancak yine de Twitter'da yazılan flood'lardan ya da YouTube'daki tartışma programlarından fazlasına ihtiyaç duyduğumuz muhakkak. Kitap bu yönüyle sizi sloganların ötesine taşıyıp, konuyu tarihsel, stratejik ve siyasi boyutlarıyla anlamanızı sağlıyor. Dahası olayları yalnızca İsrail-Filistin üzerinden ele almıyor, İran'ın bölgedeki konumu, Arap dünyasında yaşanan gelişmeler ve geleceğe dair tutmuş olduğu projeksiyonlarla derin bir değerlendirme sunuyor. Bana göre Filistin meselesi dünyada en fazla konuşulan ama en az bilinen mesele. Çünkü insanların çoğu bir ideolojiye sahip olduklarında bilgiye ihtiyaçları olmadığı konusunda hemfikirdir. Oysa bu mesele Osmanlı'ya kadar uzanan, ikinci dünya savaşıyla organik bağları olan, soğuk savaştan, İran devrimine kadar karmaşık olaylar silsilesi sonucunda bugünkü noktaya
Filistin İsrail ve İranMehmet Akif Koç · İyidüşün Yayınları · 202412 okunma
Reklam
Reklam