Salona girdiğim anda yüzüme çarpan şu şey var ya, yazdığım her cümleye nokta koymuşlar, mühür vurmuşlar. Zekât dağıtmaya gelmişler şimdi. Ellerimle yüzümü kapamalıyım bu yüzden. Kazazedeyim. Cümleyle vurulan biriyim ben. Neden hâlâ yaşadığımı merak ettiğim günlerde bile gizli saklı ölmeyi beceremedim. Nereden vurulduysam yaramı oradan gösterdim. Öyle olmasa parmaklarım böylesine kitlenir miydi şimdi? Belki her şey milyonlarca ihtimal arasında tek mümkünün gerçekleşmesi içindir. Bir araya getiremediğim şu harfler, unuttuğum imlâlar, hayatta çizdiğim en acemi, en titrek G harfi, ilk imzayı atarken Gamze ile benim arama girsin diyedir.
Batılılaşma miti eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye... Daha doğrusu, aynı nazenin taze bir makyajla arz-ı endam etü.
Filhakika, intelijansiyamızın şerefine şampanya şişeleri patlattığı bu sözde bâkire, Tanzimat'tan beri tanıdığımız “Batılılaşma”nın ta kendisi.
“Çağdaşlaşmak”, Avrupa'nın yeni bir ihraç metaı, kokain ve LSD gibi... Şuuru felce uğratan bir zehir. “Çağ-dışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hıristiyan Batı'nın putlarına perestiş olsun?
Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi mukaddeslerini inkâr etmek ve peşin peşin köleliğe razı olmak değil mi?.. Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin.
Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir; asrileşmek, yani maskaralaşmak, gâvurlaşmak. Kırk yıllık Kâni'nin Yani olamayacağı, Türk'ün akl-ı selimi için bedahetlerin bedaheti; bir medeniyetin başka bir medeniyete istihare edemeyeceği Danilevsky'den beri bir kaziyye-i muhakeme.
Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar...
Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalı'yım,” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.”
Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: “Hayır delikanlı,” diye fısıldadılar, “sen bir az-gelişmişsin.”
Ve Hıristiyan Batı'nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişân-ı zişân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız.
İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları. Haritasız denize açılınır mı? Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz. Pusulaya da ihtiyaç var. Pusula: Şuur. Tarih şuuru, milliyet şuuru, kişilik şuuru. İdeolojilerin peşine takılanlar pusulasızdırlar. Gemi ya kayalara çarptı, ya batağa saplandı. İdeolojilerin ışığına göz yumanları sloganlar yönetir. Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır, slogan. İlkelin, budalanın, papağanın ideolojisidir. Düşünce ile çığlık bağdaşmaz. Şuurun sesi çığlık değildir. Yabani bağırır, medeni insan konuşur. Bu çocuklar yıllarca konuşturulmadı