Fakat Hacı Bayram, sade Hakla Hak olan bir
veli değildir. Türk cemiyetinin bünyesinde gerçekten yapıcı bir
rol de oynar. Kurduğu Bayramiye tarikatı esnaf ve çiftçinin
tarikatidir. Böylece Anadolu’da Horasanlı Baba İlyas’la
başlayan geniş köylü hareketiyle ahîlik teşkilâtı onun etrafında
birleşir. Daha sağlığında hareket o kadar genişler ki II. Murad
yanı başında gelişen bu manevî saltanattan ürkerek Şeyh’i
Ankara’dan Edirne’ye getirtir. Ve ancak niyetlerinden iyiden
iyiye emin olduktan sonra onu geriye göndermeye razı olur.
Hakikatte bu telâşa hiç lüzum yoktu. Hacı Bayram,
imparatorluğun iç nizamını yapıyordu
Hem Doğu'nun hem de Batı'nın hükümdar ve seçkinleri arasında Bursa kumaşları kullanmak moda halini almıştı. Örneğin, Gonzaga II. Francesco karısı için Bursa'dan "una vesta de brocato d'oro cremesino" sipariş etmişti.
Sayfa 305 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bülbül ah u zar felek ise bir gözleri Ahu'ya esir etti. Üç harf yine çok şey değiştirdi. Timur'un ruhu bile duymadı. Bulbulden damlayan kan bu defa gülün dalına değil kalbine değdi.
14. yüzyılın ikinci yarısında Sidrekapsı (Makedonya), Sırbistan ve Bosna'nın maden bölgeleri, Morava ve Drina vadilerinde Osmanlı fetihlerinin başlıca hedeflerinden biri madenlerdi. Maden ihtiyacı olarak II. Murad kıymetli madenlerin İtalya'ya ihracını yasaklamıştır. Fâtih dönemi (1451-1481) Osmanlı madenciliğinin büyük gelişme dönemidir. Osmanlı maden kanûnları, Sâs kanûnları, eski Saxon kanûnlarından çeviridir. Madenler mukataʻa (iltizam) yöntemiyle işletilirdi. Rum, Sırp, Dubrovnikli ve Yahudi mültezimlerin Osmanlı döneminde de işbaşında olduklarını ve muazzam yatırımlar yaptıklarını görüyoruz. Yukarı-Sırbistan (Vilk) madenleri iltizamı 1468'de 8 milyon akça (200.000 altın) idi. Devlet, bir kısım köylü ve göçer halkı madenci statüsü ile bu madenlerde çalışma zorunluluğu altına koymuştur.
Sayfa 243 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İstanbul fâtihi, imparatorluğun gerçek kurucusu olduğu bilincinde idi. Bu nokta, kanûnnâmenin dibâcesinde nişancının ifadesinden de bellidir. Nişancıya göre, bunca fütuhat ve bilhassa İstanbul'un fethi gibi büyük bir başarı üzerine Fâtih'in, atalarının kanûnlarını toplayıp tamamlamak suretiyle bir kanûnnâme vücuda getirmesi gerekli görülmüştür. Burada, Göktürklerdeki gibi töre ve yasaların, imparatorluk kuran büyük hanlar tarafından değişmez yasalar olarak ilân edildiği anımsanmalıdır. Bu kanûnların büyük bölümü, Fâtih'ten önceye aittir. "Kanûnumdur" veya "Emrim olmuştur" ifadelerini kullandığı noktalarda dahi Fâtih'in çok kez eski kuralları onaylamaktan başka bir şey yapmadığı söylenebilir. Fakat "defterdarlık ve nişancılık verilmek Sahn müderrislerine dahi kanûnumdur" dediği zaman, bu kuralın kendisi tarafından konduğuna kuşku yoktur. Zira, Sahn medreselerinin onun tarafından yapıldığını biliyoruz. Hükümet adamlarının ayrı bir arz odasında pâdişaha arza çıkmaları yönteminin yine onun tarafından konduğunu biliyoruz. Bir yerde açıkça eski yöntemi değiştirdiğini şöyle belirtir: "Cenâb-i şerîfimle kimesne taam yemek kanûnum değildir, meğer ehl-i iyâldan ola. Ecdâd-i izâmım vüzerâsile yerlerimiş, ben ref etmişimdir." Yaptığı diğer değişiklikler, teşrifatta, merâtipte, maaş miktarlarında olmalıdır. Genellikle kanûnnâmede adı geçen memuriyetleri, hizmetleri ve âdetleri II. Murad devrine ait belgelerde tespit edebilmekteyiz. Kardeş katline dair madde, bu bakımdan incelenmeye değer. Daha I. Bayezid, Kosova savaş meydanında (1389) kardeşi Ya'kub'u idam ettiği zaman, bir iç-savaşı önlemek için vezirlerin reyi ile bunu yaptığı belirtilmiştir. Sonra onun oğulları arasındaki iç-savaş (fetret) aynı hareketi gerekli gösterecek kadar devleti temelinden sarsmıştır. I. Mehmed büyük
Sayfa 232 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu