Sevdadırr sevda:
𝑩𝒖 𝒏𝒆 𝒈ü𝒛𝒆𝒍𝒍𝒊𝒌, 𝒃𝒖 𝒏𝒆 𝒚ü𝒛, 𝒃𝒖 𝒏𝒆 𝒌𝒐𝒌𝒖𝒅𝒖𝒓. 𝑨𝒌𝒍ı𝒎 𝒔𝒂𝒄̧ı𝒏ı𝒏 𝒌𝒐𝒌𝒖𝒔𝒖𝒚𝒍𝒂 𝒅𝒐𝒍𝒖𝒅𝒖𝒓. 𝑴𝒖𝒉𝒊𝒃𝒃𝒊 𝒂𝒏𝒔ı𝒛ı𝒏 𝒅𝒊𝒗𝒂𝒏𝒆 𝒐𝒍𝒅𝒖. 𝑩𝒖 𝒏𝒆 𝒂𝒔̧𝒌, 𝒃𝒖 𝒏𝒆 𝒅𝒆𝒓𝒕, 𝒃𝒖 𝒏𝒆 𝒉𝒖𝒚𝒅𝒖𝒓.
Alıntı
Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
Reklam
Gözlemci Mütercimin Trajedisi: Dijital Gözetim Çağında Epistemolojik Sabotaj ve Entelektüel Direnişin Sınırları İstasyonun Yıkılışı ve Zamanlamanın Trajedisi Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, insanlığın dijitalleşme hikayesi artık bir özgürleşme anlatısı olmaktan çıkmış, mutlak bir kuşatılmışlık realitesine evrilmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, teknolojik gelişmelerin masum birer ilerleme hamlesi olmadığını, aksine küresel sermaye ve devlet aygıtlarının eliyle yürütülen monolitik bir egemenlik inşası olduğunu göstermektedir. Bu sürecin kırılma noktalarını geriye dönük bir okumayla incelediğimizde, entelektüel zihnin en büyük zaafı olan "post-facto" (olgu sonrası) analiz tuzağıyla karşılaşırız. Tarihsel kronolojiye bakıldığında, kırılmanın kökleri iki binli yılların başına kadar uzanır. İki bin dört yılında Silikon Vadisi’nde küçük sermayelerle temeli atılan platformlar, bugün küresel siyaseti manipüle eden, başkan yardımcılıklarını dizayn eden ve devletlerin kılcal damarlarına sızan birer devasa veri imparatorluğuna dönüşmüştür. Trenin çoktan kalktığı, istasyonun yıkıldığı ve rayların doğrudan egemen yapıların merkezine bağlandığı bu post-facto gerçeklikte, entelektüel ancak bir tarihçi gibi geriye bakarak trajediye not düşebilmektedir. Eğer iki bin dört yılında bu analiz yapılıp kurumsal nüfuz sınırlandırılsaydı, bugün algoritmik determinizm altında ezilen bir toplum yerine, veri egemenliğini elinde tutan bir öznellikten bahsedebilirdik. Fakat bugün, geçmişin ihmaliyle şekillenen bir algoritmik kuşatmanın tam ortasındayız. I. Sistemin Monolitik İllüzyonu ve Fiyatlandırılmış Muhalefet Günümüz gözetim kapitalizmi, muhalif söylemi doğrudan yasaklamak yerine onu emme ve kendi lehine dönüştürme kapasitesine sahiptir. "Sistem, muhalif
Felsefe
SİLİKON VADİSİ’NİN KARANLIK AYNASI: PETER THIEL, PALANTİR VE TEKNO-FEODALİST "ÇIKIŞ" FELSEFESİ 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, küresel güç dengeleri ulus devletlerin egemenlik alanlarından çıkarak, insanlık tarihinin en büyük veri ve sermaye tekellerini elinde tutan dar bir teknokratik elitin eline geçmiştir. Bu yeni nizamı, kurduğu algoritmik yapılar ve finanse ettiği radikal siyasi figürlerle el altından dizayn eden en hegemonik aktör ise şüphesiz Peter Thiel’dir. Thiel, sadece Silikon Vadisi’nin en güçlü yatırımcılarından biri değil; felsefi temellerini demokrasi düşmanlığı, esoterik seçkincilik ve toplumsal sözleşmenin mutlak reddi üzerine kuran yeni bir ideolojik akımın, yani "Tekno-Feodalizm"in baş mimarıdır. Onun dünyayı algılayış biçimi, kurucusu olduğu gözetim şirketi Palantir’in küresel operasyonları ve son olarak ailesini Arjantin’e taşıyarak gerçekleştirdiği fiziksel kaçış, insanlığın karşı karşıya olduğu totaliter geleceğin entelektüel haritasını sunmaktadır. I. CONFINITY'DEN BEYAZ SARAY'A: PAYPAL MAFYASI VE İKTİDARIN SÖZLEŞMELİ MİMARİSİ Bugünkü küresel teknopolitiğin köklerini anlamak, 1998 yılında Peter Thiel tarafından kurulan şifreleme yazılım şirketi Confinity ile Elon Musk’ın X.com adlı çevrimiçi bankacılık girişiminin birleştiği o tarihsel kırılma noktasına geri dönmeyi gerektirir. Birleşik yapının idaresini üstlenen Elon Musk, sistemin altyapısını Microsoft platformuna taşımak istediğinde, Unix mimarisinde ısrar eden Max Levchin liderliğindeki yazılım mühendislerinin sert direnciyle karşılaşmıştır. Bu teknik çatışma, Thiel’in öncülük ettiği bir iç darbe ile Musk’ın görevden alınması ve şirketin adının PayPal olarak değiştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu erken dönem kriz, Thiel’in yönetim felsefesinin ilk açık kanıtıdır: Teknik veya
Felsefe
SELÇUKLU'DAN BUGÜNE
1. Soyu ve Çocukluk Yılları Gevher Nesibe, Anadolu Selçuklu Devleti'nin en parlak dönemlerinin mimarı olan II. Kılıçarslan'ın kızıdır. Annesi hakkında kesin tarihi bağlar olmamakla birlikte, sarayda iyi bir eğitim alarak büyüdüğü bilinir. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, II. Rükneddin Süleyman Şah ve Muhyiddin Mesud gibi Selçuklu tarihine yön veren sultanların kız kardeşidir. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, babasının ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırmasının ardından başlayan taht mücadelelerinin ve siyasi gerilimlerin gölgesinde geçmiştir. 2. Sürgün Yılları ve Saray Hayatı Babası II. Kılıçarslan'ın vefatından sonra tahta ağabeyi I. Gıyaseddin Keyhüsrev geçer (1192). Ancak diğer ağabeyi II. Rükneddin Süleyman Şah tahtı ele geçirince, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve ailesi uzun bir sürgün hayatı yaşamak zorunda kalır. Gevher Nesibe de bu zorlu sürgün yıllarında ağabeyinin yanında yer almış, Bizans topraklarında ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bulunmuştur. 1205 yılında II. Rükneddin Süleyman Şah'ın ölümü üzerine, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez Selçuklu tahtına oturur. Bu geri dönüşle birlikte Gevher Nesibe için de Konya ve Kayseri saraylarında güçlü bir hanedan üyesi olarak yaşam dönemi başlar. 3. Hayatını Değiştiren Trajedi: Saray Başispehsaları ile Aşk Saray hayatı sırasında Gevher Nesibe, ordunun başkomutanı (başispehsalar) olan yiğit bir Selçuklu emirine gönlünü kaptırır. Bu aşk karşılıklıdır ancak ağabeyi Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, siyasi nedenler veya hanedan geleneği gereği bu evliliğe rıza göstermez. Sultan, komutanı cezalandırmak yerine saraydan uzaklaştırmak için tehlikeli bir sınıra, Suriye (Suriye Selçukluları / Eyyubiler üzerine) seferine gönderir. Komutanın bu savaştan dönememesi ve şehit düşmesi, Gevher Nesibe'nin hayatındaki kırılma noktası olur. 4.
Tarih
💫Sanat, tarih ve bilişimin buluştuğu bu eser sizleri tarihe ve maceraya doyuracak. Osman Hamdi Bey'in hayatı ve eserleri hakkında da geniş bilgi sahibi olacağınız bu kitabı ben çok beğendim. Titiz bir araştırmanın ürünü olduğu o kadar belli ki.👌 💫İlk sayfalardan itibaren temposunu hiç kaybetmeyen bu eseri kesinlikle okuma listelerinize eklemelisiniz.
Reklam
Reklam