Kim yazdı bu sıralama kitabını link istiyorum djdjf
Öte yandan, Chu Wanning'in beyni tehlikeli düşüncelerle doluydu: Ben ne? Ben ne değildim? Mo Ran neden böyle tepki verdi? Yoksa bu bir tepki değil miydi? Ama değilse, normalde bu kadar sert ve büyük mü? O zaman ne kadar büyük... O lanet olası sıralama kitapçığı bir kez daha şiddetle aklına geldi. Özellikle iki kelime. Mutlak birim... Chu Wanning'in yüzü saç köklerine kadar kızardı. Mo Ran'ın tekrar konuşmak üzere olduğunu görünce, elini kaldırarak onu durdurdu. "Daha fazla konuşma. Geri dön."
1000Kitap
Japonlar arasında "ayıp" diye bir şey vardır, görünür ola­nın iyi olmaması da bunlar arasındadır. Evin önünün temiz tutulması önemli, kirli bulunması ayıptır. Bahçenin de derli toplu ve bakımlı olması, ağaçların dışarı taşmaması gerekir. Başka ayıplar da vardır; mesela; iki arkadaş veya karı koca, bir başkasının görebileceği bir yerde el ele tutuşup yürümez­ler, rahat olup birbirini öpmezler. İşi bitirmemek de ayıptır.
Reklam
Bir dergide erkeklerin ve kadinlarin sohbet ediş tarzlarinin nasil birbirinden farkli olduğuna dair bir yazı okumuştum; erkeklerin nasıl yan yana konuşmayı tercih ettiklerini çünkü yüz yüze konuşmanın bir yüzleşme gibi hissettirdiğini; kadınların sözel olmayan ipuçlarını okuyabilmek için nasıl yüz yüze konuşmayı tercih ettiklerini. Yazı bu sebepten, kocanızla çetin konulara girmek istiyorsanız bunu akşam yemeği esnasında masada değil arabada yapmanızı öneriyordu.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Auriyle sıradan bir dam buluşması
"Bana ne getirdin?" diye sordu. "Sen bana ne getirdin?" diye karşılık verdim. Sınrıttı. "Armut olduğunu zanneden bir elmam var," diyerek onu gösterdi. "Ve kedi olduğunu sanan bir ekmeğim. Bir de marul olduğunu sanan bir marulum." "Demek ki akıll bir marulmuş." "Hiç de bile," diye nazikçe homurdandı. "Akıllı bir şey hiç kendini marul zanneder mi?" "Bir marul olduğu zaman bile mi?" diye sordum "Özellikle o zaman." dedi Auri. "Marul olmak yeterince kötü zaten. Bir de öyle olduğunu düşünmek ne feci." Başını kederle iki yana sallarken saçları su altındaymış gibi bu hareketi taklit etti. Bohçamı açtım. "Sana biraz patates, yarım bir kabak ve bir somun ekmek olduğunu sanan bir șişe bira getirdim." "Acaba kabak ne olduğunu samıyor?" diye merakla sordu, başını eğip ona bakarak. Ellerini arkasında kavuşturmuştu. "Aslında bir kabak olduğunu biliyor," dedim. "Ama batan güneş rolü yapıyor." "Peki ya patatesler?" diye sordu. "Onlar uyuyorlar," dedim. "Ve korkarm soğuklar."
Sayfa 43·Kitabı okudu
çünkü kızışır kayaların kini belki iki tane direk kalır ama ay vurur üstlerine onların
Sayfa 108·Kitabı okuyor
Diyarın birinde göğsü kınalı bir serçe varmış. Ne za­man gök gürlese yere yatar ve ayaklarını gökyüzüne doğru kaldırırmış. Bir değil, iki değil, üç değil... Bir gün göğsü kınalı serçeye sormuşlar, “Neden böyle yaparsın?” diye; Demiş ki kınalı serçe...
Reklam
Reklam