Ancak eşitlik yalnızca görünüşte, yalnızca devlet alanında değil, ekonomik ve toplumsal alanda da gerçek olarak kurulmalıdır. Ve özellikle Fransız burjuvazisinin Büyük
devrimden başlayarak yurttaş eşitliğini birinci plana koymasından sonra
Fransız proletaryası, ekonomik ve toplumsal eşitlik isteyerek, ona hemen
yanıt verdi; eşitlik, Fransız proletaryasının özel savaş çığlığı durumuna
geldi. Eşitlik istemi proletaryanın ağzında böylece ikili bir anlam taşır.
Bu istem ya –ve özellikle ilk başta, örneğin Köylüler savaşında durum
budur– apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile
köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa
karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla
ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılması istemidir. Bundan öte her eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.
Böylece eşitlik fikri, burjuva biçimi altında olduğu denli proleter biçimi altında da tarihin, yaratılması zorunlu olarak kendileri de daha önceki uzun bir tarihe dayanan belirli tarihsel ilişkiler gerektiren bir ürünüdür
Bu arada Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun, ikili eğitim ve öğretimin (laik ve dini öğretim) eğitim ve öğretim birliği açısından birçok zararlı sonuçlar doğurmuş olduğuna işaret eden cümlesine dikkat çekmek isterim: "Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder."
İfade-içerik şeklindeki ikili eklemlenme sistemleri dil semiyolojisinden çıkarılamaz; aslına bakılırsa, gösterge makinelerinin diyagramatik bir işlevinin olduğu her yerde -askeri makine, teknolojik, müzikal makine, aşk makinesi vb.- bu sistemlere öyle ya da böyle rastlanır.
Namus! Ha-ha... Nədir namus?.. Yalnız qadınların daşıyacağı bir yükdür. Sən hər gün bir dəqiqəlik zövqün üçün tuş gəldiyin hər bir qadına göz basırkən kimsə sənə namussuz demirdi.
Yazarın bir yazar hayatı ya da en azından yazara layık bir hayat yaşaması gerekir ve bunun pazarlığı yapılamaz. Yaşamın çığlıkları ve aldatıcı sesleri bana her zaman eşlik edecek ve acı verecekti, "çözüm" yoktu, biliyordum artık; ölene kadar böyle zayıf kalacak ve ölene değin kaçmayı deneyecektim, insanlardan yaşamlarında bana bir yer açmasını talep edecektim ve titreyerek, bir ruhun ya da bedenin sıcağına sığındığımda ikili bir ihanete başlayacaktım: beni misafir edene ve de yazı canavarına!
Sayfa 381 - Can Yayınları 2010 Baskısı·Kitabı okudu