İnsan zihni, dünyayı anlamlandırabilmek için karmaşık gerçeklikleri çoğu zaman basit kategorilere ayırır. "Biz ve onlar", "haklı ve haksız", "iyi ve kötü" gibi ikili ayrımlar, belirsizlik karşısında zihne güven hissi verir. Ancak bu eğilim, toplumsal ve siyasi kutuplaşmalarda daha güçlü bir hâl alabilir ve bireylerin savundukları fikirleri sorgulamadan, hatta zaman zaman fanatik bir şekilde savunmalarına neden olabilir.
Bir insan bir görüşü benimsediğinde, zamanla o görüş yalnızca bir fikir olmaktan çıkar ve kimliğinin bir parçası hâline gelir. Artık saldırıya uğrayan şey sadece bir düşünce değil, kişinin kendisidir. Bu nedenle karşıt görüşlerle karşılaşmak, bazı insanlarda mantıksal bir tartışmadan çok kişisel bir tehdit hissi yaratır. Böyle durumlarda amaç gerçeği bulmak değil, ait olunan grubun haklılığını korumak olur.
Psikolojide buna yakın süreçlerden biri "onaylama yanlılığı" olarak bilinir. İnsanlar çoğu zaman mevcut inançlarını destekleyen bilgileri arar, bunları daha kolay kabul eder ve inançlarıyla çelişen verileri görmezden gelir. Çünkü yanlış çıkmak yalnızca bir hata yapmak anlamına gelmez; bazen yıllarca savunulan bir kimliğin, bir aidiyetin veya bir dünya görüşünün sarsılması anlamına gelir.
Kutuplaşmanın derinleşmesinde aidiyet ihtiyacı da önemli bir rol oynar. İnsan sosyal bir varlıktır ve bir gruba ait olmak psikolojik güvenlik sağlar. Bir grubun üyesi olan birey, zamanla grubun değerlerini kendi değerleri gibi görmeye başlar. Grup tarafından kabul edilmek ödüllendirici, dışlanmak ise acı verici bir deneyimdir. Bu nedenle bazı insanlar kendi görüşlerinden şüphe duysalar bile grubun genel çizgisini savunmaya devam ederler.
Bir başka etken ise belirsizlik korkusudur. Kesin cevaplar insanlara rahatlık verir. Oysa gerçek dünya çoğu zaman gri alanlarla