Kitabın sonlarında kendi içimde felsefi bir düşünce uyandırdı ve Seneca'nın "Beyaz saçlarına ve kırışıklıklarına bakıp bir insanın uzun süre yaşadığını sanma; o uzun süre yaşamadı, sadece uzun süre var oldu" sözünün hislerimin karşılığı olduğuna karar verdim. Sefalet içinde geçen uzun bir hayat beraberinde uzun bir sefalet getirmez mi? böyle bir hayat, yaşamaya gerçekten değer mi?
Eğer içimdeki üzüntü öldüyse, sevgi ve yakınlık arzusu da ölmüştü. Halbuki üzüntü uyudu mu, bu daha da azgın halde dirilmek üzere oluyordu ama sevgi bir daha uyanmıyordu.
Hangi aptal, rüzgârlı bir kıyıda, karşı taraftaki çiçekli adadan kendisine el sallayan kayıp aşkını görüp de dalgalar karanlık ve çalkantılı diye duraksar?
Hatıram için birkaç doğal gözyaşı dök ve olur da mezarımı ziyaret edersen oradan bir çiçek koparıp kalbinin üzerine koy çünkü hatıramın defnedileceği yegâne mezar kalbindir.