Diğer yandan padişah dünyayı imal eder. Toprak altına döşenen borular vasıtasıyla dışarıdan su getirmek, kanallar açmak, ırmakların üzerine köprüler inşa etmek, yerleşim alanlarının düzene koymak, tarlaları ekime elverişli kılmak, surları yükseltmek, yeni şehirler kurmak, yüksek yapılar ve yeni meskenler inşa etmek, anayollarda konaklar bina etmek, ilim ehli için medreseler inşa etmek gibi icraatları emreder.
Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’ın amcaoğlu olan Kârun, zühd ve takvâ sahibi, sâlih biriydi. Tevrât’ı en iyi tefsir eden âlim bir kimseydi. Ayrıca kendisine “simyâ ilmi” verilmişti. Lâkin Allâh’ın kendisine bir imtihan olarak verdiği ilim ve servet, onu Hakk’a yaklaştıracağı yerde şımartıp azgınlaştırdı. Kârun, servetini âdeta put hâline getirdi. Öyle ki Mûsâ -aleyhisselâm-, Kârun’a zekâtının hesabını bildirince o:
“–Bunları ben kendim kazandım!” diyerek îtiraz etti.
Üstelik dünya ihtirâsı onu ahmaklaştırdığı için, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’a iftira etmeye bile yeltendi. Neticede kahr-ı ilâhîye dûçâr oldu ve güvendiği hazineleriyle beraber yerin dibine gömülerek helâk edildi.