İnsanoğlu uygarlık yolunda­ki kanlı ilerleyişine başlamadan önce, ilkelliğin karanlığına giderek daha çok batmaya mahkumdur.
İnsanın ırkıyla , memleketi ile övünmesi ilkellik belirtisidir. Seçmediği , seçemediği bir gerçeklikle üstünlük taslamak cahiliye devri özelliğidir. İnsan seçemediğine rıza gözüyle bakar. Ama onunla gururlanmaz.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşamımızın ipleri kimin elinde ve doğa bize düşman mı?
Eskiden insanların evi yaşam yerine sadece barınma olarak görmesi daha güzel: yatma yeri, mutfak, geniş avlular, müstakillik. Şimdi evler daha büyük ve üst üste. Balkona bile fazlalık gözüyle bakanlar var? İnsana kişisel bir alan bırakmıyorlar. Nefeslenmesin ne gerek var ki zaten? Yaşamın dışarıdan içeriye alınması hırsızlık, haksızlık ve kandırmaca. Doğayla araya kapkalın bir set çekilmiş. İnsanın doğasındaki üreticilik elinden alınmış. Eskiden toplumun gelişmesinin o seti şeffaflaştıracağını ya da incelteceğini düşünürdüm. Sonuçta gelişimden bahsediyoruz? Doğayla iç içe olmaya ilkellik gözüyle bakılıyor, karalama gibi gösteriliyor. Modern bir şekilde uyum sağlamak söz konusu değilmiş gibi? Üretimi insanın elinden alırsan onu kontrol edersin: bağımlı olur ve köle olarak kullanılır. Bugün olası bir şeyde marketlerin 1 ay kapalı kaldığını düşünün? Depremde daha fazla ay kapalı kaldılar mesela. Yaşıyorsan ne yiyip ne içeceksin, nerede kalacaksın? Bugün bankalara, hastanelere, marketlere bağımlıyız: kancayı bir yerden yedin mi diğerleri daha kolay seni alt ediyor. Çalışmak zorunda bırakılıyorsun. Sömürülmeye çok müsait hâle getirilmişsin. Ama sözde geliştik? Gelişimde bağımlılık artmışsa neresi gelişim? İhtiyaç azaltılmak yerine sürekli artıştaysa ve artık baş edilemiyorsa ilerlemenin ne önemi kalıyor? Bugün doğru düzgün sağlık yok, doğru düzgün iş anlayışı ya da iş yok. Ama hep bir gider grafiğinin katlanışı var. Doğa bu kadar kancalı ya da gereksiz pahalı değil. Zaten bizi o yüzden uzak tuttular. Doğal beslenme/ yaşam: sağlık, sağlık sağlıklı birey ve sağlıklı düşünme. Bunlar üretici olmayı sahiplenme ve boyundurluğun altına girmeme. Kendi hayatını isteğince yaşama imkanı, kendin olma imkanı: hobilerine vakit ayıracaksın, düşünmeye, yaşamaya... Doğa yaşamın en güzel ve
Hayata Dair
Rüya bireyin çocukluk dönemindeki bastırılmış arzu ve isteklerinin bir ifadesi ise ,mitler de onları yaratan toplumun ilkellik dönemindeki ruhsal bastırılmışlıkların ifadesi olarak kabul edilebilir.
Alıntı
‘’Gayet iyi biliyorum. İnsanoğlu uygarlık yolundaki kanlı ilerleyişine başlamadan önce, ilkelliğin karanlığına giderek daha çok batmaya mahkûmdur.’’ Kızıl Veba Jack London
Kitap Alıntısı
Entelijansiya...
Düşünce hayatının en köklü ve bir o kadar da sancılı tartışmalarından biri, aydın (entelijansiya) sınıfının toplumun değerlerine ne kadar bağlı ya da bu değerlerden ne kadar kopuk olduğudur. Eğer "entelijansiya köksüzse", bu durum sadece bir kimlik sorunu değil, aynı zamanda toplum ile zihin arasındaki bağın kopması anlamına gelir. Yerli ile Yabancı Arasında: Entelijansiyada "Köksüzlük" Entelijansiya, kelime kökeni itibarıyla toplumu anlama, yorumlama ve dönüştürme iddiasındaki zihni grubu temsil eder. Ancak modernleşme tarihimizde bu sınıf, sık sık "kendi toprağına yabancılaşmak" ve "kültürel bir kopuş yaşamak" suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Eğer bir entelijansiya köksüzse, toplumsal bünye ile zihinsel üretim arasında kapanmaz bir uçurum oluşur. 1. Kültürel Hafıza Kaybı ve Taklitçilik Köksüz bir entelijansiya, beslendiği kaynakları kendi tarihinden değil, tamamen dışarıdan (ekseriyetle Batı'dan) ithal eder. Bu durum, aydını kendi toplumunun dertlerine çözüm üreten bir "bilge" olmaktan çıkarıp, başka medeniyetlerin kavramlarını tercüme eden birer "aktarıcı" haline getirir. Sonuç: Toplumun ruhu ile aydının dili arasındaki frekans uyumsuzluğu. 2. "Sırça Köşk" Sendromu Köksüzlük, aydını halkın gerçeklerinden kopararak steril bir alana hapseder. Cemil Meriç’in ifadesiyle, bu tip bir aydın kendi ülkesini "yabancı bir gözlükle" seyreder. Halkın inançları, gelenekleri ve yaşam biçimi, köksüz entelijansiya için incelenmesi gereken bir "folklorik malzeme" veya dönüştürülmesi gereken bir "ilkellik" olarak görülür. 3. Organik Aydın Eksikliği Antonio Gramsci’nin "organik aydın" kavramı, içinde çıktığı sınıfın çıkarlarını ve kültürünü temsil eden kişiyi tanımlar. Köksüz bir entelijansiya ise "inorganik"tir. Toplumsal tabana kök salamadığı için ürettiği düşünceler