Ben gerçekten acırım aydınlara, dedi. Çıkarlarını aştıkları da görülmüştür. Fakat yiğitlikleri, özverileri de yürekler acısıdır. Hiç değilse bir süre çırpınır durur, zavallıcıklar!.. Sonunda bakarsınız bezmişler, ya da çürümeye başlamışlar. Nedeni öyle basit ki ancak bizim aydınımız göremez onu... Sınıf yoktur ardında... Karıştırmayın sakın... Ülkede sınıf yok değil, bizim aydınlarımız sırtını vermesini bilmez sınıfa... Dramı da bu... Toplumu sınıflar değiştirir, kişiler değil ki... Tek başlarına uğraşır durur zavallıcıklar. Düşman kurnaz. Okul kitaplarını bile hep, tek başına aydının yiğitliklerine övgü ile doldurmuştur. Namık Kemal, Tevfik Fikret... Bir gün Nâzım'ı da böyle bir övgüyle budayıp kitaplara sokarlarsa şaşmayın!
Bir kişi ne kadar bencilse, hüsranları da o denli şiddetli olur. Dolayısıyla, diğerkâmlığın muhtemelen en ikna edici savunucuları aşırı benciller olacaktır.
Polis korkusu azalıverir meyhanelerde. Hemen her çağda iktidarlar, sarhoşlarla gizli bir anlaşma yapmış gibidirler. Konuşun, edin ; meyhanede kalsın. Birazını da eve saklayın isterseniz. Ama sokağa, alanlara, işyerine, hele fabrikalara aslaa!..
Baba'nın bir sözü geldi aklına: "Taşları sürekli dönen bir değirmendir kafa dediğin, ya evlat, arasına bir şey koymadın mı kendini öğütür, sakatlanır."
"Böl ve yönet" diye bilinen siyasi yöntem, yönetilenler arasındaki tüm kenetlenme biçimlerini zayıflatmaya yöneldiği zaman beklenen sonucu vermez. Bir köy cemaatini, bir kabileyi veya bir ulusu özerk bireylere ayırmak, yönetici güce karşı isyan ruhunu ne ortadan kaldırır ne de hafifletir. Etkili bir bölme, birbiriyle rekabet eden ve birbirine kuşkuyla bakan sıkı ırksal, dini veya iktisadi toplulukların sayısını artırmak yoluyla sağlanabilir.