Cinnet geçiriyoruz, dedi.
Yok, dedim, aptallık geçiriyoruz.
Kalabalığa katıldık sonunda
Gövdemizden başka sözümüz kalmadı
Güzelliği küfre çevirdik
Biz de herkese bağırıyoruz
Topuklarımızda sızlayan bir vicdanın
Son seslerini de
oturarak boğmayı başardık
Aptallık bile geçirmiyoruz artık.
Benim normalde okuduklarımdan farklı bir türde bir kitap olduğu için biraz zorlandım. Her ne kadar 700 sayfalık bir kitap olsa da olayların akışı okumayı kolaylaştırıyor. Bir manastır var ve her gün bir rahip öldürülüyor. Tüm bu cinayetlerin ışığında ortaçağ hristiyanlık dünyasındaki tarikatlar, manastırlardaki entrikalar, krallar ile Papa arasındaki güç mücadelesi oldukça güzel işlenmiş. Kitabı okurken cinayetleri en ufak bi ipucundan çözmeye çalışıyorsunuz ama o kadar büyük bi ustalıkla işlenmiş ki çözmeniz mümkün değil. Labirentler, zehirler, rahiplerin sakladıkları şeyler vs vs... Tüm bu cinayetlerin katili ise felsefeden nefret eden, Aristo’nun kitabı üzerinden İsa’nın “gülmeyi” yasakladığını iddia eden bir rahip. İncelemeyi okuyunca saçma geliyor fakat katil öyle güzel anlatıyor ki nedenlerini hiç de saçma bulmuyorsunuz. Benim için güzel ve farklı bir kitaptı, bir Eco klasiği tadında... Gülün AdıUmberto Eco
... Belki de insanları sevenlerin görevi, onları gerçeklere güldürmektir; gerçeği güldürmektir; çünkü biricik gerçek, gerçeğe duyulan çılgınca tutkudan kendimizi kurtarmayı öğrenmektir.