Babaların çocuklaştığını görmenin nasıl sıcak ve üzgün bir havası var. Babayla oğul bir kum saatinin iki haznesi gibiler çünkü; bir vakit gelince, zaman, mukadderat, Tanrı ya da her neyse bir şey, kum saatini ters çeviriyor. Tam tersine akmaya başlıyor ondan sonra her şey. Babanın çocuklaştığını gördükçe oğlun içine dolan o sıcak üzüntü de sarı, ılık kumun aşağı akışı belki.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünyada İstanbul diye bir yer varken, kucağında deniz oturtan, rüzgâr büyüten onca şehir varken, peksimet gibi kupkuru Ankara'da kalmamı pek anlamadılar. Ben de anlamadım. Ekmek kavgası diyorlar buna, dediler; ikna olmama şansım yoktu.
Kafa denkliğimiz daha en başında açık bir gerçeklik olarak kendini gösterdi. Ve beni çocukluğuma götüren de bu "açık gerçeklik" sözü. Anlatmaya çalışacağım anlamda: Bu karşılaşmayla geriye dönüp yeniden bulunan, sevgilinin, sevenin açık gerçekliğine göre sizi yenileyen, sizi yeniden doğmuş ve farklı biri yapan bir çocukluk. Size yeniden kavuşulup ifşa edilen ve bir anda yoğunluk kazanıp yenilenen duygusal bir bellek yaşatan. işte temel bu. Bu noktadan itibaren varoluşsal bir yakınlık mümkün olabilir: Entelektüel, kültürel, mesleki ve zamana dayanıklı bir yakınlık.
"Seninle yatmak istiyorum. Şimdi bu gece ve beni çağırmak isteyecegin herhangi bir zamanda. Çıplak vücudunu istiyorum, tenini, ağzını, ellerini istiyorum. Seni istiyorum... Böyle isterik arzularla değil, soğuk ve bilinçli olarak. Gururdan ve pişmanlıklardan yoksun olarak. Seni istiyorum. Pazarlıkta kullanabileceğim, beni bölecek bir özsaygım yok. Seni istiyorum. Bir hayvan gibi istiyorum seni. Çite çıkmış kedi gibi. Bir orospu gibi."