Anti- kahraman olumlu tip değildir. Hastalıklıdır ve ahlaki değeri temsil etmez. Kötü, yanlış değerler, çıkarcı tipler anti kahramandır. Onlar sadece felsefi ve psikolojik bir derinlik kazanmışlardır. Camus ve Sartre’la anti kahramanlar, bilinç, felsefi birikim ve protest tavırla donanmış olarak varoluş sıkıntıları içinde hem modernizmle hem de burjuvaziyle çatışarak yeni bir karakter olarak ortaya çıkarlar.
Albert Camus’nün Yabancı’sındaki Meursault, tipik bir anti kahramandır. Hiç bir şey üzerinde düşünmez, önemsemez. Tanrıymış, ölümmüş, gelecekmiş, evlilikmiş hatta CİNAYET! işlediği cinayetten kendisini yargılamalarını bile anlamaz. Annesinin ölümü karşısındaki soğukkanlılığını çevresinin vurdumduymazlık olarak algılamasını da anlamaz.
Şüphesiz, anti kahramanlar, kahramanlar gibi olmasa da bir şekilde okurla bir sempati ilişkisi kurar.
Peki yazar genel kabule uymayan anti kahramanı okura sempatik gelecek şekilde nasıl çizer?
“Yabancı” romanındaki kahraman, anti kahraman olmasına rağmen böylesine sevilmesinin ve klasik olmasının arkasında döneminin, çağının iyi bir ifadesi olmasının yanında evrensel ve her dönemde geçerli insani duyguları anlatması yatar.
Dünya oyununda anti kahraman, tutunamayan, dışarıda bırakılmış, oyunun dışında kalmış bir figürdür. Ama yazar, bu figürü ile oyunu, düzeni, düzenin yanlışlıklarını ortaya serer. Hep olduğu gibi “kahraman” üzerinden değil tam tersine “kurban” üzerinden…