9/10
·342 syf.··
Beğendi
·
2026 646. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:38
Köklerinden Kopmadan Evrenseli Yakalayan Toplum: Japon Mucizesi İkinci Dünya Savaşı’nda uğradığı ağır yıkıma rağmen Japonya’nın bugün dünyanın en güçlü devletlerinden biri haline gelmesi, Doğru perspektifinden derinlemesine analiz edilmesi gereken bir başarı hikayesidir. Japonların bu süreçte neye dayandığını ve başarının sırrını sorguladığımızda, karşımıza saf taklitçilikten uzak, muazzam bir toplumsal irade çıkar. Japonlar iki büyük savaşı kaybettikleri halde vazgeçmemiş, kendi inanç ve kültürlerinden koparak başka bir toplumun kimliğine bürünmemişlerdir. Ne Hristiyan ne Müslüman olmuşlar ne de başka bir ülkenin geleneklerini körü körüne benimsemişlerdir. Kendi öz kimliklerini korurken, bilginin insanın ortak malı olduğunu bilerek nerede olursa olsun onu almayı, analiz etmeyi ve somutlaştırarak hayata geçirmeyi başarmışlardır. Bu kültürel direnç ve ilim aşkı, ülkenin kalkınmasını sağlayan diğer stratejik hamlelerle birleştiğinde gerçek bir mucizeye dönüşmüştür: Zorunluluktan Doğan Güç ve İnsan Kaynağı: Coğrafi olarak neredeyse hiçbir doğal kaynağı ve madeni olmayan Japonya, en büyük yatırımı tek kaynağı olan "insanına" yapmıştır. Savaş sonrası dönemde eğitim sistemi; ezberden ziyade disiplin, analitik düşünce, dürüst çalışma ve yüksek iş ahlakına dayalı olarak yeniden inşa edilmiştir. Devlet ve Sanayi İş Birliği (Keiretsu Sistemi): Japonya’da kalkınma rastgele değil, devlet ile dev şirketlerin (Toyota, Sony, Mitsubishi gibi) ortak aklıyla yürütülmüştür. Devlet stratejik alanları belirlemiş, AR-GE (Araştırma-Geliştirme) çalışmalarını fonlamış, şirketler ise küresel ölçekte rekabet edecek teknolojiler üretmiştir. Askeri Harcamaların Sıfırlanması: Savaş sonrasında yapılan anlaşmalar gereği Japonya'nın büyük bir ordu kurması yasaklanmıştır. Bu durum,
Japonya Nasıl Modernleşti ve Kalkındı?Ahmet Cihan · Akademik Kitaplar · 03 okunma
Kurumsal din vs dinin özü tartışması
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:35
Kitap o kadar harika ki hemen okumayın; anlayabileceğinizi düşündüğünüzde okuyun. Kitap aylardır elimdeydi çünkü bazı terimleri anlamak çok zordu. Tolstoy'un anlam arayışı beni çok cezbetti. Çünkü yazdığı başyapıtların ona kazandırdığı ün ve şöhrete rağmen hayatın anlamını aramaya başlıyor. İlk başta pozitivist bir yerden yaklaşıyor ama bulamıyor; hatta felsefenin bile bu konuda yetersiz kaldığının farkına varıyor. Bu beni çok etkilemişti. En sonunda alt sınıfın nasıl yaşadığını gözlemliyor ve inanç olmadan yaşamın olmayacağına inanıyor. Kendisinin de bulunduğu camianın yaşamını reddettiğini söyleyerek, bu sebeple o zamana kadar hayatın anlamını yanlış yerde aradığından bahsediyor. Yani hayatın anlamının nasıl yaşadığınla ilgili olduğunu söylüyor; bu nedenle de "Benim için hayatın anlamı bir hiçti." diyor. Yaşamını bir parazitin yaşamına benzetiyor. Sonuç olarak, yeryüzünün bir iradenin sonucu oluştuğunu ve biz de bu iradenin anlamını kavramak istiyorsak önce bizden istenenleri yerine getirmemiz gerektiğini söylüyor. Bu cümlelerine âşık olmuştum. Kitabın 11. bölümü ayrı bir kitap olmalı. Tolstoy zaman zaman yine Tanrı'nın varlığını hissedemediğinden yakınıyor ve şöyle bir cümle kuruyor: "Ben, onsuz hayatın olmayacağı şeyi arıyorum." Daha sonra, Tanrı olmadığında intihar düşüncesiyle dolup taştığını; inandığında ise yaşama sevinciyle dolduğunu fark ediyor. Şu cümleler beni özellikle çok etkilemişti: "Tanrı'nın varlığını bildikçe yaşıyorum; onun varlığından emin olmadığımda ölüyorum." Ve sonra şu sonuca varıyor: "Orada işte. O, onsuz yaşanılamayandır. Yaşamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı hayatın ta kendisidir..." Daha sonra Tanrı'ya tamamen inanıyor ama kilisede doğru bulmadığı şeyler üzerine düşünmeye başlıyor. Bunlara inanmayı kendine yalan söylemek
1000Kitap
İtiraflarımLev Tolstoy · Flamingo Yayınları · 202229,3bin okunma
Reklam
Hikayesi gibi karanlıkta kalmış bir kitap
10/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2024 60. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2024 22:43
Tahar Ben Jelloun'un Işığın Kör Edici Yokluğu romanını yaklaşık iki yıl önce okudum. Aradan geçen zamana rağmen hâlâ aklıma gelen, zihnimde yaşamaya devam eden kitaplardan biri. Bazı kitaplar okunur, kapağı kapatılır ve zamanla unutulur. Bazıları ise insanın içine yerleşir. Bu roman benim için ikinci gruba giriyor. Kitap, Fas'ta 1971 yılında Kral II. Hasan'a yönelik başarısız suikast girişiminin ardından yaşanan gerçek olaylardan esinleniyor. Darbe girişiminden sonra hayatta bırakılan askerler, sorgulanıp Tazmamart zindanlarına gönderiliyor. Ancak buraya "hapishane" demek bile yetersiz kalıyor. Çünkü burası bir cezaevi değil, yaşayan insanların yavaş yavaş ölüme terk edildiği bir mezar. Yirmi yıla yakın bir süre boyunca karanlığın içinde, insanlık dışı koşullarda yaşamaya çalışan mahkûmların hikâyesini okuyoruz. Hücreler o kadar dar ve karanlık ki insan, böyle bir yerde birkaç gün bile dayanmanın mümkün olup olmadığını düşünmeden edemiyor. Buna rağmen bazıları yıllarca hayatta kalmayı başarıyor. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri umut ve inanç arasındaki fark oldu. Normalde umut insanı ayakta tutan bir şey olarak görülür. Oysa bu romanda umut etmek bazen insanı öldüren bir şeye dönüşüyor. Çünkü sürekli kurtulmayı beklemek, her geçen gün biraz daha hayal kırıklığına uğramak demek. Bu yüzden mahkûmlar umut etmeyi bırakıyorlar. Onları ayakta tutan şey ise inanç oluyor. İnanç sadece dinî anlamda değil; insan kalmaya, aklını korumaya ve kendi iç dünyasını ayakta tutmaya duyulan inanç. Kitap boyunca insanın ne kadar dayanabileceğini görüyoruz. Açlık, hastalık, yalnızlık ve karanlıkla mücadele eden insanlar zamanla fiziksel olarak tükeniyor. Bazıları aklını kaybediyor, bazıları sessizce ölüme yaklaşıyor. Bir zamanlar özgürce dolaşan, kahve içen, yemek
1000Kitap
Işığın O Kör Edici YokluğuTahar Ben Jelloun · Sia Kitap · 2020700 okunma
Puan vermedi
Ergün Bey'in tüm kitaplarını okumuş Ve fikirlerine saygı duyup Kendisini seven bir kimse olarak, Her kitabının % 70'inin Her yerde bulabileceğiniz tarihi kayıtlardan, Ve geri kalan % 30'unun ise Sahip olduğu inanç hasebiyle Öznel olan bakış açısından İbaret olduğunu söyleyebilirim. Elbette ki her fikir kıymetlidir Ve bizlere farklı bakış açılarına açılan Kapıları açmada olanak sağlarlar. Ama veriye dayalı olmayan Her beyanın da ( maalesef ) Sadece bir varsayım olduğunu Bilmek gerekmektedir. Dünyada yaşanan anlaşmazlıkların pek çoğu, Benim dinim seninkinden üstündür Diyen ve demekten çekinmeyen Kimseler hasebiyledir. Ve dünyada en üstün olan nedir sorusuna Her kafadan bir ses çıksa da ( ki çıkmalı da ) Kesin olan şey, bize verilmiş olan İnsan adını hak etme vazifesidir... Benim açımdan, Bundan ötesi yok zaten !
1000Kitap
Gizli Sırlar ÖğretisiErgun Candan · Sınır Ötesi Yayınları · 2008729 okunma
Pagan ve Hristiyan İnançlar
8/10
·366 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:22
Kitaba başlarken Hristiyanlığın Paganizm'den nasıl doğduğunu ve etkilerine dair bilgiler edineceğimden emindim. Ancak konunun sosyolojik, psikolojik ve felsefi yönü de irdelenmiş. Bunu beklemiyordum, yazar beni şaşırttı. Zengin bir okuma oldu. Bu tarz kitaplar yavaş ilerliyor, bilirsiniz. Durup durup düşünmek arada iyi oldu.
Pagan ve Hristiyan İnançlarıEdward Carpenter · Kelebek Kültür Kitaplığı · 20251 okunma
"Mutlu Azınlığa"
Puan vermedi·114 syf.··
2026 79. kitabı
"Bu benim hikâyem. Kusursuz sanılan kusurlunun hikâyesi. Ve ölümün trajik finali. Yani hayat." (s.40) Guillermo Rosales kaleminden Felaketzedeler Evi 1987’de yerel bir edebiyat yarışmasında Oro Roman Ödülü’nü kazanan ve bugün Küba edebiyatının kült kitaplarından biri olarak kabul edilen kitabı İspanyolca aslından Gökhan Aksay sayesinde çevrilen ve son zamanlarda çok fazla okunmasıyla da dikkatleri üzerine çeken bir kitap. Yazar 47 yaşında yoksul yapayalnız ve unutulmuş biri olarak öldü. Eserlerinin büyük bölümünü yok etti. Gerekçesi bizim o satırları cidden anlayamayacağımızdı. Hayatı yaşayan kişinin cektiği acıyı çektiği kadar satırları okurken hayatımızı da düşününürsek ne kadar da anlayabilirdik ki zaten... Ama yine de yaşarken kısa otobiyografik tek bir roman yayımladı. Felaketzedeler Evi'nde hayatın insanı dehşete düşüren bir boyutunu aktardı bizlere ve bu kitabı okurken yok edilen diğer kitaplarını merak etsem de hak vermeden de geçemedim kendisine. Zamanında verilmeli bazı değerler kör ölünce badem gözlü kel ölünce sırma saçlı demesinler ve herkesin acısı kendine... "Dışarıdan bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyorum ben. Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklarından biriydi. Kaçıklar çoğunluktaydı. Yapayalnız ölsünler, kazananların başına bela olmasınlar diye aileleri tarafından bırakılan yaşlılar da vardı." Direksiyonunun başındaki halam "Burası iyi gelecek sana, göreceksin; bundan iyisi can sağlığı." diyor. "Görüyorum. Dengini sırtlamış kir pas içinde, park köşelerinde, bankların üzerinde gecelemek zorunda kalmadığım için, bana bu mezbeleyi bularak hayatımı sürdürmemi sağladığı için neredeyse teşekkür edeceğim." "Bundan iyisi can sağlığı." Bu cümlelerle başlıyoruz kitaba zaten de bu cümleler tüm okuyacaklarımızın
1000Kitap
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,419 okunma
Reklam
Reklam