inan ulusan

inan ulusan
@inanulusan
5 Her şeyin hep aynı kalması kadar can sıkıcı bir şey yok- tur. Örneğin tepemizde duran şu karanlık boşluğun tekdü- ze görüntüsü can sıkıcıdır. Çünkü hep vardır ve hep var olacaktır. Tanrı, belki dünyayı diğer gezegenlerden bu yüz- den ayırmış, içine de suyu, ağaçları, hayvanları ve insanı koymuştur. Ya da Büyük Patlama dedikleri şey yalnızca bu yüzden gerçekleşmiştir; can sıkıntısından... İkinci durum- da, canı sıkılan canlı bir öznenin olmaması, herhangi bir eylemin mutlaka canlı bir öznesinin olması gerektiğine ina- nanlar için fazladan bir can sıkıntısı nedenidir. Buradan şu sonuca varılabilir ki, bir tanrıya inanmak, evrenin düşün- düğünü varsaymaktan daha az can sıkıcıdır. Yine de, sonsuz bir cennete inananların, varlıklarının anlamına ait meraklarını eksiksiz bir biçimde doyurmanın yolunu bulup huzura kavuştukları söylenemez. Bunu söy- leyebilecek durumda olsaydık, ruhun sonsuzluğuna ina- nanlar bu doygunluğun hakkını verirler, dünyanın cehen- nem haline getirilmesi işine dört elle sarılmazlar, hiç değilse cehennem ateşini körüklemezler ya da gönüllü zebaniler olmak için birbirleriyle yarışmaktan kaçınırlardı. Bu açıdan bakıldığında, inançlarımız ve biz, bir çölün ortasındaki iki yalnıza benzeriz. Yol arkadaşlığımız can sıkıcı bir mecburi- yetten ve can sıkıcı bir muhabbettendir...
Sayfa 77 - Kırmızı kedi
Edebiyat
Reklam
"Bu bir nalet kuşku naletlidir.." "Değildir" Buradan nereye varacağını biliyorum sen yüce imparatorumuzu kutsal değerlerimizi aşağılamak istiyorsun. Öyle mi ama bütün imparatorluklar kelimelerin üstünde durur keramet sahipleri bu kelimeleri dizlerinin dibinde oturan çömezlere ve başlarında dikilen muktedirlere bilgece bir tavır takınarak derin bir kederle fısıldarlar bu kelimeleri hayattan çekip alırsan ne o imparatorlar kalır ne de o kelam sahipleri ve tabii ki ne de senin gibi çömezler hiçbirinden eser kalmaz yalnızca gerçek kalır kelimelere zihnimizde uyandırdığı imgelerden ve hayallerden tamamen farklı bir şey olan hiçbirimizin çıplak görmeye dayanamayacağı gerçek ...yalan mı?" "Yalan tabii! Sen insanlardan kralların, padişahların, naiplerinin ve sadrazamlarının birer seri katil; devletlerin, bankaların ve silah şirketlerininse kana ve paraya susamış birer suç makinesi olduklarına inanmalarını istiyorsun. Oysa ne devletler Mavi Sakal'a, ne de günümüz şirketlerinin yöneticileri masallardaki devlere benzerler. Gerçek bu denli gülünç bir hale ancak senin uydurduğun masallarda gelebilir. Çocukların ve kadınların öldürülmeleri, hatta besin olarak kullanılmaları masallarda mümkündür." Birinci Çinli keyifle güldü. "Ama bazen oluyor," dedi. "Vesvese sahibi olmayan, kaderlerinin Tanrı'nın bağışı olduğuna inanan düzgün görünüşlü, sıkıcı yurttaşların bile modern devletlerin, bomba üreticilerinin ve borsa spekülatörlerinin çocukları ve kadınları öldürmekte ve yemekte ustalaşmış masal yaratıklarına dönüşebileceklerini düşündükleri oluyor... Yoksa tarihin bazı dönemlerinde, toplumsal yaşamın kenarlarının ve göbeğinin birbirine karışmasını nasıl açıklayabiliriz? Böyle dönemlerde sıradan insanlar, devletlerin ve diğer kâr getiren kurumların ne işe yaradıklarını merak ederler.
Sayfa 39 - Kırmızı kedi
Edebiyat
Burjuvazi tarihte muazzam bir devrimci rol üstlenmiştir. İktidara geldiği yerlerde burjuvazi, bütün feodal, ataerkil ve romantik-huzur- lu ilişkilere son vermiştir. İnsanlar arasındaki doğal ilişkilerin bir görüntüsü olan renkli feodal ilişkileri vicdansızca parçalamış ve insanlar arasında çıplak çıkarlar- dan başka bir şey olmayan duygusuz "nakit ödeme"den gayrı herhangi bir ilişki bırakmamıştır. O, müminin coşkun kutsallığını, şövalye heyecanını, küçük burju- vanın nostaljik hüznünü bencil çıkarların buzlu sularında boğmuştur. O şahsi de- ğeri, değişim değerine dönüştürmüş, sayısız kez onaylanmış ve hak edilmiş özgür- lüklerin yerine vicdansız tek bir ticaret özgürlüğünü yerleştirmiştir. Tek kelimeyle o, üstü dini ve siyasi aldatmacalarla örtülmüş sömürünün yerine üstü açık, hayasız, doğrudan, saf bir sömürüyü yerleştirmiştir. Burjuvazi, bugüne kadar çekinilerek ve din kisvesi altında yapılan işlerin kutsal halesini çekip almıştır. O hekimi, hukukçuyu, papazı, ozanı, biliminsanını kendi ücretli işgücüne dönüştürmüştür. para ilişkisine indirgemiştir. Burjuvazi aile ilişkilerinin etkileyici-duygusal örtüsünü yırtıp atmış ve onu salt para ilişkisine indirgemiştir.
Sayfa 310 - Kafka yayınevi
Felsefe
Aydınlanma, insanın kendi suçu olan ergin olamama durumundan kurtulmasıdır. Ergin olmama durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmadan kullanamayışıdır. Sapere aude! aklını kendi başına kullanmaya cesaret et! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. Doğa, yabancı boyunduruktan çoktan kurtarılmıştır, fakat buna rağmen insanların büyük bir kısmı hâlâ hayat boyu süren tembellik ve korkaklık nedeniyle ergin olamamaktadır; bu nedenledir ki bazıları kendilerine kolayca akıl hocası bulabilmektedirler. Ergin olmamak öylesine rahatlatıcıdır ki. Benim yerime düşünen bir kitap mı var ya da benim yerime vicdanlı olan bir din adamı; ya da nasıl beslenmem gerektiğini söyleyen bir hekimim mi var vs. O halde kendimin çaba göstermesine gerek kalmamaktadır. Eğer param varsa düşünmek zorunda değilim; nasıl olsa diğerleri can sıkıcı işleri benim yerime göreceklerdir. Öte yandan insanların büyük bir kısım (ki özellikle güzelliğiyle öne çıkan cinsiyet), ergin olma durumunu, bunun zor olmasının dışında, bir de tehlikeli bulmuyor mu; zaten insanların yönetimini bütün gönül yüceliğiyle ellerine almış olan akıl hocaları da bunun için yeterince çaba göstermektedirler bir defa evcil hayvanları önce iyice ahmaklaştırarak denetim altına aldıktan ve önlerine çekilmiş çitlerin dışına bir adım dahi atmamaları için bütün tedbirleri aldıktan sonra bir de onları sakın ha diyerek tek başlarına dışarıya çıkmamaları yönünde korkutmaktadırlar. Gerçi bahsettikleri tehlike o kadar da büyük değildir çünkü birkaç kez tökezledikten sonra herkes kendi başına yürümeyi de öğrenecektir nitekim kötü bir deneyim diye bütün insanlar ürkütmekte ve onları yeni bir denemeden alıkoymaktadır. demek ki neredeyse doğal bir alışkanlık haline gelmiş olan Ergin olamama durumundan
Felsefe