… "Öyleyse şizoanalizin amacı şudur: ekonomi ve politikanın libidinal yatırımlarının kendine has doğasını analiz etmek ve böylece arzulayan öznedeki arzunun, bizzat bastırılmasını arzulamaya nasıl belirlenebileceğini göstermek" (A 1972, s. 124-125). Deleuze'e göre, bu ilk politik eserinde, siyaset temel problemi, arzunun kendi bastırılmasını neden arzuladığını belirlemektir, şizoanaliz de bu probleme uyarlanmış araştırma yöntemidir (a.g.e., s. 36-37 ve ayrıca MP 1980, s. 262). Kitleler nasıl olur da "faşizmi arzulayabilirler?" (A 1972, s. 306; s. 412-414) "Devrime nasıl olur da ihanet edilir?" (a.g.e. s. 455) Bu sorulara yanıt vermek için, bilinç-öncesi yatırımlara karşıt olabilen bilinçdışı arzu yatırımlarının doğası incelenmelidir (a.g.e., s. 415). 1° Şizoanalizin görevi, anlamın yorumlanması değil, dürtü makinelerinin kullanılmasıdır (a.g.e., s. 345; "bunların işleyişleri" için bkz. s. 385). Psikanalistin iyicil tarafsızlığının yerine şizoanalistin kötücül etkinliği konur. Şizoanalist (a.g.e., s. 374), dirençleri yok ederek özneyi fabrikaya alır ve kendini tamirci yerine koyar (a.g.e., s. 385. 404). 2° Arzunun iki tür toplumsal yatırımını ve bu ikisinin birbirine tabiliğinin anlamını ayırt ediyoruz ("moleküler fenomenlerin büyük molar kümelere tabiliğine [ya da tersi] göre a.g.e., s. 417). Böylece "kapitalist sistemin kendisine âşık olabileceğini" (a.g.e., s. 414-415) ve arzunun, kendi arzusunun baskı altına alınmasını arzulayabileceğini (= "mikrofaşizm", bkz. MP 1980, s. 262) anlarız. İlk olarak Anti-Ödipus’ta kullanılan “şizoanaliz” teriminin geri çekilmesine yol açan temel sebep, psikanalizle ilişki sidir. Psikanaliz, materyalist psikiyatriyle beraber tamamen dönüşüm geçirse de -materyalist psikiyatri arzuyu altyapıya yerleştirerek (a.g.e., s. 124)
Sayfa 198·Kitabı okudu
Alıntı
Gök Türkleri anlatan Çin kaynakları açıkça onların Hunların devamı olduğunu bildirirler. Devletlerinin yapı özellikleri, hükümdarların hatta eşinin konumu, sosyal hayatları, inançları ve dünyayı algılamalarının benzer olduğu vurgulanmıştır. Gök Türk Devleti adıyla 542’de Orta Asya tarih sahnesinde yer alan ve her yönüyle somut bir şekilde varlığını öğrenebildiğimiz Türk devlet modelinin temelleri bahsettiğimiz devirde görülmektedir. Sonraki devirlerde Hunlardan çok sayıda farklı adlar altında devlet ve boy çıksa da kaynaklar, Gök Türkleri Hunların esas mirasçısı gösterirler. O halde tarihte bilinen ilk Türk Devleti’nin tarih temellerinin MÖ 2255’lerde atıldığını söylemek mümkündür.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Devrimci bir yapısı da varmış Timur'un.
Timur için tek tehdit sadece ayrı iktidar odaklarının oluşması değildi; onun yükselişinden önce var olan siyasi etkinliğin devamı da tehditti.
Sayfa 228 - Kronik Yayınları·Kitabı okuyor
Tarih
- AYRIKSI ROLLER VE SAHTE KİMLİKLER
Ayrıksı roller içinde belki de en dikkat çekici olanlar, bir kimseyi bir toplumsal kuruma sahte kimlikle sokanlardır. Bunun çeşitlerine değinelim: İlk olarak "muhbir" rolü gelir. Muhbir; oyunculara karşı takımın bir üyesiymiş gibi davranan, sahne arkasına girme ve yıkıcı bilgi edinme izni olan ve daha sonra açıkça ya da gizlice gösteriyi seyirciye satan kimsedir. Bu rolün siyasal, askeri, endüstriyel ve kanun dışı çeşitleri ünlüdür. Eğer kişi takıma işin başında dürüst bir şekilde katılmışsa ve sırları ortaya çıkarma amaçlı önceden hazırlanmış bir planın parçası değilse, bu kişiden kimi zaman hain, dönek veya kaypak olarak söz ederiz; özellikle de aslında düzgün bir takım arkadaşı olacak özelliklere sahipse. Zaten işin başından beri takımı ihbar etmeyi amaçlayan ve ilk başta sırf bunun için takıma katılmış olan kişiye ise casus deriz. Sıkça gözlemlendiği gibi, ister hain ister casus olsunlar, muhbirler genellikle çift taraflı oynamak, kendilerinden sır satın alanların da sırlarını satmak için mükemmel bir konumdadırlar. Tabii ki muhbirleri başka şekillerde sınıflandırmak da mümkündür: Hans Speier'in de değindiği gibi; bazıları bu iş için profesyonel eğitim almıştır, bazıları amatördür; kimileri yüksek sınıftan, kimileri ise aşağı sınıftandır; kimileri bunu para için yapar, kimileri ise inançları nedeniyle bu işe girişir. İkinci olarak "yem" rolü gelir. __Yem; seyircinin sıradan bir üyesiymiş gibi davranan ama aslında oyuncularla iş birliği içindeki kimselere denir. Tipik olarak yem, ya seyircilere oyuncuların aradığı türde tepkinin bir örneğini sunar veya performansın devamı için belli bir seyirci tepkisi gerektiğinde söz konusu tepkiyi verir. Eğlence sektöründe kullanılan "yem" ve "şakşakçı" tanımları yaygın kullanıma da girmiştir. Bu rolle
Sayfa 140 - Ocak 2014, AYRIKSI ROLLER, Metis Yayınları
Psikoloji
Tüm kutsal kitaplarda sözü edilen o sayısız lanet, felaket ve belaların bu bölgede meydana gelmesi nedensiz değil ve bölgeyi yönetenler, nerede ise doğrudan doğruya olan ve felaketlerin müsebbibi kral, sultan, emir ve padişahların torunları. Halkın o engin anlatı refleksi ile kulaktan kulağa söyleyerek yaydığı gibi; bölgenin bugünkü yöneticileri çağdaş, Nemrutlar, Dehaklar. Kendi vatandaşlarını kimyasal silahlarla yok eden kibirli askeri diktatörler; bir muhalefeti yok etmek için tüm bir şehri tanklarla bombalayarak yok eden mutlakiyetçi, evhamlı liderler; halkın inançlarını ve dinini, dinle ilgisi olmayan karanlık bir diktatörlük kurmak için kullanan ve en ufak bir muhalif sesi bile korkunç bir biçimde boğan cahil yobazlar; siyaseti çalıp çırpmak için söylenen yalanlar ve yapılan sahtekarlıklar haline getirmiş, uygarlığı ise sadece bol miktarda televizyon kanalından yayınlanan sayısız cıvık, aptal program ile Avrupa markası araba kullanmak ve elbise giymek olarak anlayan ikiyüzlü, pişkin liderler Ve inanılmaz oranda çok olan kapıkulları ile vurdumduymazlar, tüm bunlar bölgenin başına gelen ve dünkü felaketlerin bir devamı olan yeni felaketler.
Sayfa 125 - Sel yayıncılık·Kitabı okudu
Deneme, İnceleme
Kürtleri Osmanlı'dan Koparmalı
Abdülhamid Han'ın Müslüman toplulukları bir arada tutma politikası, sözde kalmayacak, onlardan oluşturduğu güçlerle hem kendilerine verdiği kıymeti gösterecek hem de bu grupların devlete sahip çıkmalarını sağlayacaktır. Batı'da Müslüman Arnavutlardan teşkil ettirdiği Saray Muhafız Alayı, Müslüman Çerkezlerden teşkil ettirdiği Yıldız Birlikleri, Müslüman Araplar için kurduğu Aşiret Mektepleri, Kürt Aşiretler için oluşturduğu Hamidiye Alayları, onun bu ittifakı gerçekleştirme çabalarının eserleridir. Abdülhamid Han, kendisinden önceki hiçbir padişahın yapmadığı kadar geniş ve büyük yatırım faaliyetlerine imza atacaktır. Onun döneminde Osmanlı topraklarında gerçekleştirilen müesseseleşme faaliyeti daha önce hiçbir dönemde bu dereceye varmamıştır. Padişahın önünde sadece kendi insanlarına yatırım yapmak için imkân ve para bulma sorunu yoktur. Kendi ülkesindeki her yatırımı, yabancı güçlerin gözlerine batmaktadır. Başta Nakşî ve Kadirîler olmak üzere Doğu'daki tarikat ve şeyhlerini himaye eden padişah, onların eliyle niyetini o bölge halklarına anlatmaya çalışmıştır. Kürt asıllı büyük âlim Mevlana Halid-i Bağdadî Hazretleri silsilesinden Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri Abdülhamid Han tarafından İstanbul'a davet edilmiş, padişahın himayelerinde bir tekke kurmuştur. Bugün Süleymaniye Camii'ne gidenler Kanuni Sultan Süleyman'ın o ihtişamlı türbesinin hemen yanında demir parmaklıklar içinde bulunan kabre pek dikkat etmezler. Orada Abdülhamid Han'ın çok değer verdiği âlimlerden Ahmed Gümüşhanevi Hazretleri medfundur. Hatta, bu zat orada medfun olduğu için o kolun devamı olan Mehmed Zahid Kotku Hazretleri ve Turgut Özal'ın ona müntesip annesi Hafize Hanım'ın kabirleri de Süleymaniye Camii'nin haziresindedir. Abdülhamid Han'ın ektiği tohumların modern Türkiye
Sayfa 99 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma inceleme biyografi tatih